Hangi Tür Sanat Nesneleri NFT (Nitelikli Fikri Tapu) İmzaları ile Oluşturulur?
Görsel: Marco Giovenale.
Georg Eckmayr
Dr., Tiyatro, Film ve Medya Çalışmaları Enstitüsü, Viyana Üniversitesi
Çeviren: Özge Altan
1. Giriş
Sanat pratiğime Nitelikli Fikri Tapuları (NFT’leri[1]) dahil ediyorum, medya çalışmalarımdaki akademisyen ve araştırmacı rollerimde de bu deneyimlerimden söz ediyorum. Bu konuyu tartışacağım perspektif budur.
İki modüler unsur olan sanat ve imza ortamları arasındaki ikilik, NFT’lerin teknik yapısının bir soyutlamasıdır. Çoğu durumda NFT görsel, işitsel veri ya da yazılı kod içeren veri kümesi için yalnızca bir imza olarak hizmet eder. Ancak bazı örneklerde NFT’nin kendisi farklı ölçülerde ortam olarak da görev almaktadır. Bu örneklerde veri kümesi ve imzalama sistemi, olası bir kendine referans eden geri bildirim döngüsü oluşturur. Bunu sonrasında dijital sanat eserlerini analiz ederek derinlemesine inceleyeceğiz. Dijital olarak imzalanmış sanat nesnelerini tarihsel bir perspektife oturtabilmek için dijital imzalama sistemini kendisi tarafından oluşturulan fiziki eşdeğeriyle ve az bulunurluğuyla kıyaslayacağız. Ayrıca, kolay erişilebilirlik, olası etkileşim ve değişkenlik sunan ağ-tabanlı sanatın özellikleriyle NFT ile imzalanmış sanatın nasıl ilişkilendiğini sorgulayacağız. Bu nitelikler, bir sanat nesnesinin eser sahipliği olasılığını kısmen zayıflatır. Bu dijital imzaların bıraktığı izlerin özelliklerini ve oluşturdukları sanat nesnelerinin türlerini teorik olarak keşfedeceğiz. İncelediğimiz birçok durumda, sanat eserini içeren ya da somutlaştıran ortam ile eserin sahibine atfetmek için kullanılmış imza sistemi arasında bir fark vardır. Bu oldukça bariz bir önerme gibi görünse de NFT imzalı sanatı tartışırken daha yakından dikkat gerektirir. Sadece imza sisteminin direkt ortamın kendisine dönüştüğü örnekler bulunmaz, ayrıca günlük dilde ayrımın da net olmadığı görülmektedir. Her ne kadar “sanat eserini tokenlaştırma” kavramı dolaylı olarak bu ayrımı yapar gibi görünse de “NFT yapmak” gibi farkı tamamen belirsizleştiren ifadeler de bulunmaktadır. Ben NFT yapıyor muyum? Aslında yapmıyorum. Benim sanatım JPG’ler, MP4’ler ya da dijital kod üretmek ve bunları NFT teknolojisi aracılığıyla imzalamaktır.
NFT teknolojisi esasında sanat eserini içermez ya da somutlaştırmaz, sadece yaratıcısına atfeder. Burada kullanılan “ortam” tanımı[2], ifade ortamı ve imza sistemi ayrımımızın dereceli olmasını mümkün kılarak sanatsal pratikle alakalı yönünü vurgular. Dijital imzalanmış eserler için tanım, imza sistemi ve veri kümesi arasındaki potansiyel geri bildirim döngülerinden ötürü dereceli olmalıdır. Buna rağmen ortam ve imza sistemi arasında ayrım yapmak NFT imzalı sanat eserlerini teorileştirmek için önemini sürdürmektedir. Bu ikilik, dijital sanat nesnesini, mülkiyet açısından açıkça tanımlanmış; kamusal erişilebilirlik ve öz-gönderim sayesinde bağlamına pragmatik olarak açık kalan modüler bir melez olarak kurar.
2. İmzalama Sisteminin Sanatsal Bir Tür Olarak Yaklaşımı
Oldukça ilginçtir ki “NFT-sanatı” ve “Kripto-sanatı” terimleri birer tür olarak kullanılıyor.[3] Tablolar ve çizimlere sanatçının elle imzaladığı sanat türü olarak yaklaşmıyoruz. Neden burada sanatsal yaklaşım değil de imzalama sistemi türünün belirlenmesi için bir unsur?
NFT birçok amaç için kullanılan bir teknolojidir. Örneğin Lufthansa’da bonus mil toplamak, bir etkinliğe katılımınızı kanıtlamak, spor veya siyasetle ilgili koleksiyon parçalarının orijinalliğini doğrulamak ya da sanat eserlerini dijital olarak imzalamak için. NFT terimi yalnızca sanatsal kullanımlarla ilişkili değil. Dahası “NFT-sanatı” ve “Kripto-sanatı” terimleri fiziksel tabloların .JPG sanat eserlerine dönüştürüldüğü sanat pratiklerinden, .MP4 döngüleri ya da VR ve AR[4] ya da sade dijital kod formatları kullanan dijitalleştirilmiş eserlere kadar oldukça heterojen sanat pratiği alanları için kullanılmaktadır. Tüm bu eserlerin ortak karakteristik özelliği, NFT teknolojisi kullanılarak dijital olarak imzalanmış olmalarıdır. Ancak sanatsal yaklaşımları, ifade biçimleri ve içerik/bağlam ilişkileri bakımından oldukça farklılık göstermektedirler. Dijital imzaları dışında neredeyse hiçbir benzerlik taşımazlar. O halde NFT ve Kripto terimlerinin sadece imzalama metoduna odaklandığı için, sanat eserlerinin estetik ve kavramsal sınıflandırmasının içyüzünü pek sunmadığı açığa çıkıyor. Bu da “NFT-sanatı” ve “Kripto-sanatı” terimlerinin neyi tasvir ettiği sorusuna yol açar. Karşılıklı estetik ve kavramsal sanat pratiklerini tasvir etmek için uygulanabilir değillerse neden hâlâ bu kadar yaygınlar? Burada tamamen genişletemediğimiz hipotezimize göre bir taraftan NFT imzaların kullanımının aslında belli dijital formatları desteklediğidir. Her ne kadar fiziksel bir tablonun ya da geleneksel bir dijital fotoğrafın taramasının Kripto-sanat eseri olması mümkünse de önceden sanat nesnesi olarak pek kabul görmemiş bazı formatlar vardır. Ne profil resimleri ne dört karelik GIF döngüleri ne de yalın 3B modeller –yerleştirmelerde kullanılmış olsalar bile– bağımsız sanat nesneleri olarak ilan edilirdi. NFT teknolojisi ise bu formatları öne çıkarıyor. İmza sistemi kuşkusuz dijital sanat pratiklerini etkiliyor, ancak bütünlüklü bir tür tanımlamıyor. Bir diğer taraftan da ortaya çıkıyor ki NFT sanat nesnesinin altyapı ve toplulukla ilişkisi, yansıtıcı bir süreç yoluyla sanatsal pratiklerini şekillendirmede önemli bir rol oynamaktadır. Bir medyum/ortam-sonrası[5] durumda (Paul 2020, 2.04) bağlamsal faktörler türlerin oluşumunun şekillenmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Koleksiyon eşyalarının ve sanat eserlerinin imza teknolojisinde karşılıklı kullanımı, karşılıklı ekosistemlere, paylaşımlı piyasaya ve koleksiyoncularla ilişkilere kapı açar. Kripto-sanatı, görünür, sergilenen, eleştirilen ve aynı altyapılarda, topluluklarda, kurumlarda satışa çıkarılan çeşitli sanatsal yaklaşımlar ve türlerden oluşan açık bir sahadır.[6]
- Dijital Veri ve Az Bulunurluk
Dijital veri özünde zamansal bir niteliğe sahiptir (Paul 2009, 103) ve kendini durmaksızın yeniden üretir. Web tarayıcımda tek bir görseli göstermek bile, verinin bir web sunucusundan yerel sabit diskime kopyalanmasını, ardından bilgisayarımın rastgele erişimli belleğine (RAM) ve nihayet sürekli yenilenen bir döngüyle ekran arabelleğine aktarılmasını içerir. Bu, veriden türeyen dijital nesnelerde geniş bir değişkenlik yaratır. Dijital nesneler her zaman varyasyonlar hâlinde mevcuttur (Manovich 2001). Peki, böyle bir ortamda tekil (biricik) bir sanat nesnesi nasıl üretilebilir?
Sanat eserinin verilerinin kopyalanmasının önüne geçmeyi amaçlayan birçok Dijital Haklar Yönetimi sisteminin (DRM) ve az bulunurluğu dayatan geleneksel metotların aksine NFT yaklaşımı verinin halka açık erişilebilir kalmasına ve özgürce paylaşılmasına izin verir. Onun yerine eser sahipliği, sanat eserinin tek bir örneğinin değişmez hesap defteri olan blokzincire bağlanmasıyla belirlenir. NFT teknolojisi, bir veri kümesini (bir görsel, video, dijital kod vs) blokzincirdeki bir tokenla birleştirir ve sonucunda bu veri kümesinin olası sonsuz kopyalarından benzersiz bir örnek oluşturur. Bu süreç “minting (mint etme /basma)” olarak adlandırılır. NFT imzalı sanat nesnelerinin maddi olmayan, sanal ve aurasız olup olmadığı tartışma konusudur[7], ancak bariz bir şekilde iyi tanımlanmış sanat nesneleridir. Son NFT imzalı sanat eseri, sanat eserini ve bir blokzincirdeki bir değiştirilemez token’ı içeren bir veri kümesi paketidir[8]. Ve bu sanat nesneleri sahip olma, transfer etme, yakma[9], satın alma ve satış yapma gibi fiziksel süreçlerden geçtikten sonra modellenmiş spesifik işlevler sunarlar. Peter Weibel makalesinde (2005, 216-227) dijital görsellerin sadece temsili olmadığını, içerik temsil etmeye ek olarak başka işlevler de sunabildiği için aynı zamanda yarı-nesneler olduğunu tartışır. Bu bütün dijital görseller için geçerli olsa da NFT imzalı sanat eserleri için açıkça tanımlanmış bir zorunluluk haline dönüşür.
- Dijital ve Fiziksel İmzaların Kıyaslanması
NFT imzalı sanatın birçok örneğinde imza ve sanat eserini içeren ya da örneklerle destekleyen veri kümesi arasında belirgin bir ayrım vardır. Bu eserler, arkasındaki kavramsal anlamı değiştirmeden çeşitli metotlar kullanarak imzalanabilir. Sanat eserinin ve blokzincir bağlamının daha derinden iç içe geçtiği iki örneği vurgulamayı seçtim.
- Dijital İmzalı Sanat Nesneleri
Ele almak istediğim ilk NFT imzalı eser, yüksek derecede bağlamsal ve öz-gönderimseldir çünkü imza sistemi, verinin büyük kısmının ötesinde bizzat ortam olarak iş görür. Eldeki tek veri, izleyicinin göremediği bir sanat eserinin kriptografik temsilidir. Rhea Myers’ın Secret Artwork’ü (2018), ETHEREUM blokzincirindeki bir akıllı sözleşmede yer alan sıkıştırılmış veriden oluşur. Sanat eserinin verisini “sıkıştırmak” için matematiksel bir özet (hash) fonksiyonu kullanmıştır. Bu kriptografik teknik, herhangi bir veri miktarını “benzersiz ama anlamsız sayısal bir tanımlayıcıya […] indirger. Bu, eserin var olduğunu (kriptografik olarak doğrulanabildiği ölçüde) kanıtlar, ama içeriğine dair ipucu vermez.” (Meyers 2018) Secret Artwork bağlamsaldır çünkü varlığını blokzincire değil, block explorer gibi araçlara ve düşünmeye eşlik eden açıklama ile görsellere de borçludur. Dahası, ortam ile imza sistemi yalnızca teknik bakımdan değil, anlam üretimi bakımından da ayrılmaz biçimde iç içedir. Yine de bunu modüler bir yapı olarak tarif edebiliriz, çünkü hem imza işlevi gören token’a hem de hash’i içeren veri kümesine bağımsız olarak erişilebilir.
İkinci dijital imzalı sanat eseri, anlamı oluşturma yönünden sanatın ortamı ve imzalama için kullanılan token arasında daha net bir ayrım göstermektedir.
Tyler Hobbs’un uzun formda algoritmik sanat eseri FIDENZA (2021), öngörülemeyen, şansa bağlı ve katılıma açık sanat eseri örneklerindendir. Uzun formda algoritmik sanat, sonuçların seçiminin insan tarafından değil algoritmik olarak belirlenmesi bakımından geleneksel algoritmik sanattan farklıdır. Bu da daha büyük sanat eseri kümelerine olanak tanır ama daha otomatik algoritmaları da gerekli kılar (Hobbs 2021). FIDENZA algoritmik olarak üretilmiş 999 farklı sanat eserinden oluşan bir settir. Akıllı sözleşmelere kodlanmış kesin kurallar varyasyonları oluşturur ve bunlar daha sonra bir tokenla imzalanan görsel dosyalarında saklanır. Sanat nesnesinin bağlamsal boyutları zincir üzerindeki sanat eserini üreten algoritmayı, algoritma dizaynını açıklayan dokümantasyonu ve dosyanın toplanmasında dahil olan şans faktörünü kapsar. Koleksiyoncular satın aldıkları eserin nasıl göründüğünü bilmezler. Yeni bir versiyon token oluşturmak için para öderler daha sonra algoritma bir eser üretir, token ile bağlar ve o tokenı koleksiyoncunun cüzdanına atfeder. Token oluşturulduktan sonra bireysel sonucu içeren görselle, imza görevi alan token arasında belirgin bir ikilik ortaya çıkar. Bu yalnızca uzun formda üretken sayısız sanat eserleri için geçerli değildir. Bu ikilik NFT imzalı sanat eserlerinin çoğunda görülebilmektedir.
4.2 Fiziksel İmzalı Sanat Nesneleri
İmza, belirli bir tarihsel kişiye gönderme yapan bir iz işlevi görür; böylece sanatı Foucault’nun (1969) tarif ettiği yazar işlevine bağlar. Bu nedenle imza, bir yapıtı belli bir sosyo-kültürel bağlama yerleştirip sanat piyasaları için finansal değerlemenin kurulmasını sağladığından yorumbilimsel sürece de yardımcı olur. Ayrıca imza, tekil bir yapıt ile onun külliyatı arasında ve yapıtın kendi içinde yer almayan bağlamsal bilgilerle bağlar kurar (Fliescher 2019, 70). Fliescher, “Signatur Malerei Alterität” başlıklı makalesinde imzayı, bir kimlik ifadesi olarak işleyen ve bürokratik bir aygıtla birlikte çalışan tanınabilir bir işaret olarak tartışır. NFT teknolojisi tam da bunu sunar. Blokzincir bürokratik sistemdir, token’lar bireysel jesttir ve cüzdan benim dijital kimliğimdir.
Yazılımın tarihi, verinin kopyalanmasının önüne geçmeyi amaçlayan az bulunurluk ve benzersizlik özelliklerine sayısız yaklaşımlar ortaya çıkarır, tıpkı yukarıda bahsedilen DRM sistemleri gibi.
Açık Kaynak topluluğu ve Açık Bilgi felsefesine dayanan NFT teknolojisi ise kopyalamayı yasaklamaz, kapalı/mülkiyetli sunucularda saklamaz. Bu durum dijital bilgilerin az bulunurluk ya da benzerlik akışını durduramasa da ancak tek bir veri kümesini halka açık hesap defterine geri dönülemez bir şekilde bağlayan bir sistemi, blokzinciri sağlar. Bu veri kümesinin sonsuz ve bütünüyle erişilebilir kopyaları mümkün olsa bile, bir tek küme dijital bir kimliğe (cüzdan) bağlanır ve böylece dinamik bir ortamda mülkiyet tesis edilir. Veri akışkan ve erişilebilir kalır. Bu erişilebilirlik eser bir başkasına ait olmaya devam ederken dahi herkesin eseri indirmesine, paylaşmasına, depolamasına ve görüntülemesine imkân tanır.[10] Bu esnada yazar işlevine ve onun sosyo-kültürel bağlamına olan bağ da korunur. “İndirebiliyorsam neden bir .JPG satın alayım?” yakınmasının aksine, bu durum dijital olarak imzalanmış sanat nesnelerinin özelliklerinden biridir.
- Sonuç
Görüyoruz ki NFT teknolojisiyle imzalanmış sanat nesneleri eser sahipliği kavramını sunmaya devam ederken bir yandan da birçok açıdan bağlama açık modüler ve melez nesnelerdir. Tekil fiziksel sanat nesneleriyle benzersizlik gibi ortak karakteristikler ve satın alma, satma, yıkım gibi işlevler paylaşmaktadırlar. Buna rağmen NFT yoluyla imzalanmamış diğer ağ temelli sanat eserleriyle sanat eserinin verisini halka açık mülkiyet hakkı tanıma ve sanat nesnesinin modülerliği açısından kıyaslanabilirler. Ayrıca paylaşma, yeniden düzenleme ve sanat eserinin bir kopyasına sahip olma sadece eser sahipliği çerçevesiyle sınırlı değildir, daha geniş kitleler tarafından da erişilebilir.
Ayrıca dijital çalışmaların imzalanabilmesi GIF, MP4, JPG ve dijital kod gibi biçimlerin bağımsız sanat nesneleri olarak kullanılmasını teşvik ederek bütünüyle dijital estetiklerin ortaya çıkmasına katkı sağlar. İmza sistemlerinin etrafında gelişen topluluklar ve altyapılar da farklı sanat pratiklerinin biçimlenmesinde kritik bir rol oynuyor gibi görünmektedir. NFT imzalı sanatın modüler doğası bu süreçte önemli bir etkendir. Bu yönler daha ayrıntılı araştırmayı hak ediyor.
Buzdokuz, Sayı 28, Ekim-Kasım-Aralık 2025.
KAYNAKÇA
Fliescher, Mira. 2019. Der Witz der Kunst: Modelle ästhetischen Denkens. Denkt Kunst. Zürih: Diaphanes.
Foucault, Michel. 2003. Schriften in vier Bänden. Dits et Ecrits. Band III. 1976–1979. Frankfurt am Main: Suhrkamp.
Hobbs, Tyler. t.y. “The Rise of Long-Form Generative Art | Tyler Hobbs.” Erişim tarihi: 21 Haziran 2024. https://www.tylerxhobbs.com/words/the-rise-of-long-form-generative-art
Manovich, Lev. 2001. The Language of New Media. 8. baskı. A Leonardo Book. Cambridge, MA: MIT Press.
Meyers, Rhea. t.y. “Secret Artwork.” Erişim tarihi: 19 Haziran 2024. https://rhea.art/secret-artwork/
Paul, Christiane. 2009. “Context and Archive: Presenting and Preserving Net-Based Art.” Net Pioneers 1.0: Contextualizing Early Net-Based Art içinde, ss. 101–120. Berlin: Sternberg Press.
Paul, Christiane. 2020. “Digital Art Now: Histories of (Im)Materialities.” International Journal for Digital Art History, sayı 5 (Eylül): 2.2–2.11.
Rancière, Jacques. 2011. “WHAT MEDIUM CAN MEAN.” Parrhesia, sayı 11, ss. 35–43.
Weibel, Peter. 2005. “Ortlosigkeit und Bilderfülle – Auf dem Weg zur Telegesellschaft.” Iconic Turn: Die neue Macht der Bilder içinde, 3. baskı, ss. 216–227. Köln: DuMont
[1] Non-Fungible Token: Değiştirilemez/ Benzersiz Token ya da Türkçede yerleşmiş adıyla Nitelikli Fikri Tapu (ç.n.)
[2] “Ortam” tanımı için, Rancière’nin sanatsal pratiğe ilişkisel bir nitelik atfeden yaklaşımını izliyorum: “belirlenmiş bir sanatsal düzeneğin icralarının kayda geçtiği ortam, ama aynı zamanda bu icraların bizzat yapılandırılmasına kendilerinin de katkıda bulunduğu ortam.” (Rancière 2011, 35–43)
[3] Bu terimler Kripto-sanat yapan X (Twitter) çevrelerinde yaygın biçimde kullanılıyor, ancak tanımlayıcı değerleri tartışmalı. Ayrıca ZKM tarafından devam eden bir serginin başlığı olarak da kullanılıyor: https://zkm.de/en/exhibition/2021/04/cryptoart
[4] VR: Virtual Reality yani Sanal Gerçeklik, AR: Augmented Reality yani Artırılmış Gerçeklik. (ç.n.)
[5] “Post-medium (medyum/ortam-sonrası) koşul”, modernizmin “her sanat türü kendi özsel ortamına/araçlarına dayanır” anlayışının çözülmesi demektir. Terimi özellikle Rosalind Krauss tartışmaya açtı. Güncel sanatta yapıtlar tek bir ortama tâbi olmak yerine farklı ortamları, teknikleri, altyapıları ve söylemleri bir araya getirir. Ortam ortadan kalkmaz; sınırları geçirgenleşir ve “tasarım, bağlam, protokol ve altyapı” düzeyinde yeniden tanımlanır. Özellikleri kısaca şu şekilde sıralanabilir:
Karışık ve melez düzenekler: Kod, video, ses, performans, ağ platformları aynı yapıt içinde eklemlenir.
Bağlam/altyapı belirleyiciliği: Galeri kadar web, sosyal ağlar, veri tabanları, blokzincir gibi altyapılar da yapıtın “ortamı”dır.
Tür yerine ilişkisellik: Yapıtları sınıflarken fiziksel araçtan çok ilişkiler, süreçler ve izleyici/topluluk etkileşimi öne çıkar.
NFT’lerle bağlantısı ise şöyle özetlenebilir:
İmza ≠ ortam ayrımı bulanıklaşır: Çoğu işte NFT “imza/atıf sistemi”dir; bazen sözleşmenin kendisi ortama dönüşür.
Tür oluşumu bağlamsal olur: Ortak pazar yerleri, topluluklar ve protokoller; “koleksiyonluk” ile “sanat eseri”nin aynı ekosistemde yan yana var olmasına ve türlerin altyapı/topluluk üzerinden şekillenmesine yol açar. (ç.n.)
[6] Bunu bir sonraki makalemde çok daha derinlemesine inceliyorum.
[7] Öyle olmadıklarını savunuyorum.
[8] Genellikle veri setinin kendisi blokzincir üzerinde depolanmaz, blokzincirler yoğun data kullanımı için tasarlanmadığından Interplanetary-File System (IPFS) ya da Arweave gibi sistemler üzerinde depolanır.
[9] Blokzincir’in doğası gereği bir NFT’yi “silmek” mümkün değildir, ancak bir NFT’yi “yakmak”, kimsenin sahip olmadığı bir adrese göndererek mümkündür. NFT’nin blokzincirdeki varlığı devam edecek olsa da ona erişmenin bir yolu mümkün olmayacak ve bu nedenle “yanmış” veya dolaşımdan kaldırılmış olarak kabul edilecektir. (ç.n.)
[10] NFT imzalı sanat eserlerinin bu özelliği diğer ağ tabanlı sanat örnekleriyle ortaktır.