Ömer Yalçınova
Buz gibi oldum, yo şaka değil
Ankara’nın soğuğu derimin altına geçti
İstesem de artık ısınmaz
ve bu soğukluğu üzerimden atamam
Bakışlarımı çekmiyorum artık
Sımsıcak bakışlarımı utangaç ve kendini ele veren
Onlar da soğudu, aynaya baktığımda
Bu ne hal, yeşil gözlerim buz mavisine dönüyor
Dümdüz bakıyor artık insanların gözlerine
Onların içine girecekmiş gibi ama
Girmeye hiç de niyeti yok
Uzatmıyorum artık kollarımı hiçkimseye
Üşüyorum dercesine ya da üşümüşsün gel ısın
Elini sıkmak yetiyor bu soğukluğun içinde
Sanırdım ki soğuk terli eller sadece kötülerde olur yapış yapış
Terli değilim çok şükür ama biliyorum
Hohladığımda anlıyorum avuç içlerim ne kadar mor
Kalbime kadar inmiş bu soğuk, Ankara soğuğu
İnsanların büyük bir ustalıkla inşa ettiği
Her gün pür dikkat baştan yaratmak için
Uğraştığı ve bu noktada müthiş başarılı
Acayip profesyonel ve acımasız olduğu soğukluğu
Damarlarına kadar indiriyorlar,
Bürokrat soğukluğu, memur soğukluğu
Siyasetçi, patron soğukluğu
Arkadaş soğukluğu, kadın soğukluğu
Sözünde durmamanın soğukluğu
Bakkal soğukluğu, kasadar kız soğukluğu
Öğretmen soğukluğu sonra müdür soğukluğu
Olur hallederiz soğukluğu olur ararım
Ama aramamanın soğukluğu, telefonun çaldığını görüp açmamanın soğukluğu
Yüzüne üstad demenin ama ardından elinden gelen en büyük kötülüğü yapmanın
Genel müdür soğukluğu, basın müşaviri soğukluğu
Daire başkanı vekil müdür başörtülü sekreter soğukluğu
Erkek soğukluğu abi diye seslenen
Samimi sandığın şoför soğukluğu, güvenlikçi,
Çaycı, temizlikçi, avukat soğukluğu evet ya
Doktor soğukluğu, sucu, elektrikçi, nakliyeci ve mermerci soğukluğu
Oh mermerci soğukluğu Ankara soğuğu içinde
O külçeler halinde soğuk mermeri, moda mermeri, farklı
Damarlı taş soğukluğu, ah Kapadokya soğukluğu, nereden geldik buraya
Hacı Bektaş soğukluğu, lokantacı soğukluğu,
Tekelci soğukluğu, belediyeci soğukluğu ve en fenalarından
Trafik polisi soğukluğu
Gelip kalbine konuyor işte, ustalıkla bekletiyor
Seni bu soğukların içinde
Bozulmasın, incinmesin bir daha, ebediyete kadar
Dağılmadan kalsın diye
Balık muamelesi yapıyorlar kalbine
Ve buzdan kovaların içine bırakıyorlar
Gün gelince pişirip afiyetle yemek için
Aklım soğudu, beynim buzdan kalelere dönüştü
Işıklar dahi dondu ve yeryüzü sadece buz renginde
Çiğ düşmüş gibi buz kaplamış bozkır ağaçları
Ve müzeye dönüşmüş, ekvatorun en soğuk katmanı
İlginçtir hasta olmuyorsun bu soğukta
Ruhunu daha fazla hissediyorsun, içinin sırlarına daha sıkı sarılıyorsun
Soğukluk surlara dönüşüyor seni koruyan
Halkına sadık kalan, çakalları yaklaştırmayan
İlginçtir, bu soğuklarda hayatı sevmeye başlıyorsun
Hapishane demirliklerine aşık olmak gibi
Aşk kalmıyor soğukların içinde
Kalbinin buzlarını eritecek, aklına nefes aldıracak
Bir aşkın sıcaklığını duymaz oluyorsun
Öpücük soğukluğu diyorsun sonra buna, soğuk ilgi
Duygusuz muhabbet, üşüten sevgi
Tırnaklarımın ucuna kadar artık büründüm ayaza
Pençeleşsin diye parmaklarım, ellerim tutmasın diye
Bir sevgilinin hohlayan güzelliğini
Sıcaklığını ıslak dudaklarının, nemli gözlerinin ve
Kıpkırmızı cennet elması yanaklarının
Tek darbede dağılıp tuz buz olmak da var, hareketi bırakmamak lazım
Bu donmuşlukta,
Yeşil dönüyor buz mavisine
Buzdokuz, Sayı 25, Temmuz-Ağustos-Eylül 2025.