Bu yazı ilk kez bu internet sitesinde (buzdokuz.com) yayımlanmaktadır. Alıntılarda kaynak göstermek için bu sayfanın bağlantısı kullanılmalıdır. Bu köşe için eposta: buzdokuzkritik@gmail.com
Cengizhan Genç
Günümüz şiirini yalnızca bir duygu aktarımı değil; “varlık”, “zaman” ve “bilinç” üzerine kurulan yoğun bir düşünme biçimi olarak da okumak gerekiyor. Modern ve postmodern ürünler duygu aktarımıyla birleşerek yeni bir boyut, yeni anlamlar kazanıyor. Tabii şiir de buradan payına düşeni alıyor. Özellikle modern ve postmodern şiirde, imgenin yalnızca estetik bir araç olmadığını, ontolojik ve epistemolojik bir sorgulama alanına dönüştüğünü görüyoruz. Bu minvalde şiirin de dil aracılığıyla gerçekliği yeniden kurulurken, kavramlar karşılıklarını sadece şairin anlam evreninde bularak şiirin içsel mekânında yeniden şekillenerek yeni anlamlar doğuruyorlar. Şiiri değerli kılan şeyin ne olduğu da –anlam mı, yenilik mi yoksa kabul görmüş kaidelere riayet etmek mi?– bu noktada değişken bir hâl alıyor. Oysa ki “Bir şiir diyelim ki çağının genel eğilimini ya da belli bir yazın türünün tanımlayıcı özelliklerini barındırdığı için değerli görülür ya da tam tersi bu genel eğilimi ya da özellikleri köktenci bir biçimde ihlal ettiği için. Ancak (ister barındırdığı ister ihlal ettiği için olsun) her iki durumda da değer yazara atfedilmiştir.” (Niall Lucy, Postmodern Edebiyat Kuramı, s. 21).
Günümüz şiiri ise yalnız bireysel deneyimin değil, aynı zamanda insanın kozmos içindeki konumunun da araştırıldığı bir düşünce alanı hâline geliyor. Modern ve postmodern olanın zaman zaman koptuğunu zaman zaman ise bir potada eriyerek kaynaştığını görüyoruz. Tek bir perspektiften bakmak, şairin kurduğu şiir evrenini anlamadan kabul edilen kurallar çerçevesinde hareket etmek şiirin barındırdığı yenilik ve özgünlükleri kısıtlıyor. Dolayısıyla çağdaş şiiri değerlendirirken yalnızca tematik unsurlara değil, şiirin kurduğu düşünsel evrene, imgesel mantığa ve dilin dönüştürülme biçimine de dikkat etmek gerekiyor.
Bilge Miray Aslan’ın birbirini tamamlar nitelikte devam eden ve 36 şiirden oluşan Evrenin Sonuna Giderken Söylenecek Şarkılar[1]adlı kitabı da tam bu noktada, şiiri hem metafizik hem de kozmik bir sorgulama alanı olarak kuruyor. Kitapta yer alan şiirler, bireysel deneyim ile evrensel varoluş arasında kurulan geniş bir imgesel ağ üzerinden ilerleyerek; zaman, evren, ve bellek gibi kavramlar şiirsel dilin içinde yeniden düşünülüyor. Bu nedenle söz konusu eser yalnızca lirik bir şiir kitabı olarak değil, aynı zamanda varlık ve bilinç üzerine kurulmuş poetik bir düşünme alanı olarak da okunabiliyor. Bu yazımda da kitabın kurduğu şiirsel evreni hem estetik hem de tematik yönleriyle üç ana başlık etrafında ele almayı ve eserin güçlü yönleri ile tartışmaya açık noktalarını değerlendirmeyi amaçlıyorum.
I. Kozmik Alegorinin Gücü: Kitabın Şiir Evreni Neden Etkileyici?
Kitabın en güçlü tarafı, kozmik ölçekle bireysel deneyimi aynı potada eritmesi. İlk şiirlerden itibaren –özellikle kitabın açılış şiiri olan “Kâinatın Sonuna Dair Raporlar ve Sahneler”de– ses, uzam ve varlık temaları iç içe geçiyor: “Yıldızlara ‘beni de aranıza alın’ desem çekecekler ruhumu yukarıya.”
Bu tür dizeler hem metafizik bir kırılmayı hem de konuşanın “yokluk-eşik-varlık” arasında sallanan bilincini açığa çıkarıyor. Şair, bilincin eşiğini uzayla aynı düzleme yerleştirerek aslında insanın ontolojik kırılganlığını büyütüyor. Bu yöntemin bütün kitap boyunca sürmesi, eserin atmosferini hem tutarlı kılıyor hem de genişletiyor.
Metinde kullanılan imgelerin yalnızca kozmik ögelerden oluşmadığını; matematik, fizik, teoloji ve mitoloji gibi disiplinlerle bir arada kullanıldığını görüyoruz.
Örneğin “Büyüme Hikâyesi” şiirinde çocuğun büyüme süreci “fesleğen mevsimi”, ve “vitray gözler” gibi imgeler üzerinden çok katmanlı bir sahneye dönüştürülerek anlatılıyor: “Vitray gözlerinden kırılır gibi içimde bir melek sislendi.”
Bu tür tekrarlar ve motif geri dönüşleri, kitabın iç dinamiğini güçlendirirken; şiirler birbirini açıklayan, birbirini çoğaltan, birbirinin devamı niteliği taşıyan bir yapıya kavuşuyorlar.
Özellikle mitik ve teolojik sesin modern bir kozmosta yeniden kurulduğunu görüyoruz kitap boyunca. Yahuda, Âdem-Havva, Tomas İncili, Boltzmann beyni, Brahman gibi referanslar birlikte kullanılarak mitik-teolojik ses teknolojinin sesiyle aynı potada eritilerek birbirine eklemlenmesi sağlanıyor. Bu eklemlenmelerin kozmik bilinç düzeyinde “insanın serüveni”ni yeniden yazma çabası olarak karşımıza çıktığını görüyoruz.
“Hainin Şarkısı” şiirinin birinci bölümü olan “Yahuda”da bölüm “Her Yahuda’yı ancak bir İsa var eder.” dizesiyle biterek şairin kurduğu evreni ve söylemini netleştirerek suçun kaynağını bireyde değil ilişkisel yapıda arıyor.
Kitabın bütününde zaman zaman ses değişse de tonun sabit kaldığını görüyoruz: Yoğun, sarsıcı, içsel gerilimi yüksek. “Gözlemlenemeyen Evrende: Kayıp Bilgisayar”, “Öklid Dışı Uzaylar ve Kapılar” ve “Alternatif Meditasyonlar: Kendine Bakarken Sınırı Aşan” gibi şiirlerde hem düşünsel hem dramatik yoğunluğun korunduğunu görüyoruz: “Tanrı şimşekler gibi ardı ardına / kendini yağ dır dı alnıma”
Bu yoğun hitabet, kitabın en belirgin stilistik başarısı olarak çıkıyor karşımıza.
II. Kitabın Teknik ve Tematik Başarıları
Kitap, nesir-şiir formunu lirik yoğunlukla birleştirerek “parçalı epik” bir yapıya ulaşıyor. Her şiir kendi mikro-evrenini oluştururken kitabın tamamına baktığımızda bütün şiirlerin büyük bir makro evrene –kozmogoniye– bağlandığını görüyoruz.
Aslan, “bir tüy tüm perdeyi tuttu bir başına” dizesi ile görünüşte küçük bir imge olan “tüy”e, tüm zaman-mekân bağlamını değiştiren bir güç kazandırıyor: “Geride bıraktığın bir tüy tuttu seni / bütünlüğünü bozuyordu amansızca / hem oradaydın hem bir tüye gizlenmiş”
“Ölüler ve Yaşayanlar İçin Bir Şarkı” ve “Unutanın Şarkısı” şiirleriyle belleğin üç boyutlu bir şekilde işlendiğini görürüz: “Yaşam cümlesinin gizli öznesidir ölü.”, “Anımsayan için zihinde hapsolur geçmiş” dizeleri, kitabın yalnız şiir değil aynı zamanda felsefî bir metin olarak da okunabileceğini gösteriyor. Aslan, varlık, zaman, bilinç ve evren gibi büyük kavramları yalnızca tematik bir süs olarak kullanmayıp; aksine bunları şiirin düşünsel omurgasına yerleştiriyor. Bu yönüyle kitapta yer alan şiirler, insanın kozmos içindeki konumunu sorgulayan ontolojik bir duyarlılığa sahip oluyorlar. Evrenin genişliği karşısında insan bilincinin kırılganlığı, zamanın akışı içinde varlığın geçiciliği ve Tanrı fikri etrafında şekillenen metafizik arayış şiirlerde farklı imgeler aracılığıyla yeniden düşünülüyor. Böylece şiirler, yalnızca duygusal bir ifade alanı olmaktan çıkarak varoluşu anlamaya çalışan bir düşünme biçimine dönüşüyorlar Aslan’ın şiirlerinde.
Aslan, anlatımda beklenmedik kırılmalar yaratmayı da başarıyor: “Bir hayalet kadar hafif olmayan hiçbir şeyi almasın odam içeri.”, “Bir uzay cini üfler ve nefesini unutur.”, “bilirsiniz, bir köpük bile kayalara çarpınca ses verir.”. Bu kırılmalar, ritmi diri tutarken; okuru sürekli diken üstünde tutan bir “evrenin eşiği” atmosferi yaratıyor.

III. Kitabın Eleştiriye Açık Noktaları
İmgesel olarak son derece yoğun olan şiirler okura durup soluklanmak için fırsat yaratmıyor. Özellikle uzun bölümlerde, metaforların arka arkaya sıralanması okurun zihninde bulanıklığa yol açabiliyor. Örneğin “Bir Tüy İçin Şarkı” şiiri, güçlü dizeler barındırsa da dramatik etkinin yer yer söndüğü görülüyor. Bu şiirde imgelerin arka arkaya dizilmesi bir “duygusal taşma” yaratarak zaman zaman anlam akışını koparıyor.
Kitapta yer alan şiirler ilk bakışta kozmik, metafizik ve soyut bir dil kuruyor gibi görünse de bu şiirlerin temelinde insan deneyimine ait güçlü bir damar da bulunuyor. Aslan sık sık evren, zaman, Tanrı, yıldızlar ya da uzay gibi geniş ölçekli imgelerden hareket ederek bu imgeleri çoğu zaman insanın yalnızlığına, kaybına, korkusuna ya da anlam arayışına açılan semboller hâline getiriyor. Örneğin çocukluk, büyüme, unutma, evsizlik, yabancılık veya vedaya dair temalar kitap boyunca tekrar tekrar karşımıza çıkıyor. Böylece kozmik dil, aslında insanın iç dünyasını büyüten bir mercek işlevi görerek evrenin genişliği içinde insanın kırılganlığını daha görünür hâle getiriyor. Bu nedenle şiirlerin gerçek hayatla bağlantısı doğrudan gündelik sahneler üzerinden değil, daha çok varoluşsal deneyimler üzerinden kuruluyor. Okur, bu şiirlerde kendi hayatının birebir sahnelerini bulmasa bile yalnızlık, aidiyet arayışı, zamanın akışı, ölüm düşüncesi ya da sevgi gibi evrensel deneyimlerin yankısını hissediyor –hissetmeye yaklaşıyor–. Kitaptaki pek çok şiir, insanın dünyada “yer arayan” bir varlık oluşunu hatırlatıyor. Bu açıdan şiirler, gündelik hayatın somut ayrıntılarından çok, insanın içsel deneyimlerini ve varoluşsal sorularını görünür kılıyor.
Aslan, kitap boyunca okura hazır cevaplar vermek yerine sorular bırakıyor: İnsanın evrendeki yeri nedir, varlık neyi arar, hatırlamak ve unutmak ne anlama gelir, sevgi ve kayıp nasıl anlam kazanır? Bu nedenle kitap, okuru pasif bir alıcı olmaktan çıkararak düşünmeye çağırıyor. Ancak en baştan beri yoğun imgelerden oluşan şiirler Aslan’ın sesinin sürekli olarak yoğun, dramatik ve kozmik bir tonda ilerlemesine yol açıyor. Bu yoğunluk bir estetik tercih olsa da iniş-çıkışların azlığı kitabı yer yer tek bir duygusal tonda kilitleyebiliyor. Yer yer bu yoğunluk da yorucu bir hale dönüşebiliyor. Bazı şiirlerde daha dar, somut, neredeyse minimal imgelerle yaratılacak kırılma alanları şiirlere daha çok şey katabilirdi.
Değerlendirme
Bilge Miray Aslan, Evrenin Sonuna Giderken Söylenecek Şarkılar ile güncel şiirde az görülen ölçekte bir kozmik bilinç ve metafizik anlatı kuruyor. Kitap, şiirsel cesareti, metaforik zenginliği ve yüksek lirizmiyle güçlü bir bütünlük oluşturuyor. Kitabın bütününe bakıldığında, okuru en çok etkileyen yanlardan birinin şairin kimi dizelerde ulaştığı konsantre ve sarsıcı şiirsel yoğunluk olduğunu görüyoruz. Özellikle şu dizeler, kitabın imgesel gücünü ve dilsel cesaretini açık biçimde ortaya koyuyor: “Bir güneş bir yay çizerek işte buradan kuşatmıştır seni / bir güneş bir ok gererek tam buradan vurmuştur beni / kökleri bulanan göğsümden düştüğünde.”, “şafak rüyalarına gebe bir karın olsun oda / bir taş yerine kum tutan rahim / çünkü hiç değilse yitirmek tamdır”, “Herkes bir damla su kaptı orada, / bense dipsiz bir su kuyusunu avcumda tutmaya çalışmaktaydım.”, “Her Yahuda’yı ancak bir İsa var eder.”, “Bir çorba kaşığına mıhlanır annenin yüzü”, “Sense bir yaraya dokunur gibi bakıyordun uzaklara”, “Herkesin kendi tapınağı vardır / oraya yalnız bir dilekle gidilebileceğini ben buldum”, “Yaşam cümlesinin gizli öznesidir ölü.”, “Unutan için geçmiş zihinde değil tüm varlıkta yankılanır.”, “avuçsuz bir çocuk kadar bıraktım her şeyi”, “Her kavuşma hareketini bir patlama takip eder.”, “Örtüleri saran örtüler içinde / şafağın gizli bir göğsünü yokladım / bir eller dağından uzanıp şöyle sordum: Bir örtü neyi saklar?”, “Bütün manzaranın dışında / şimdi unutulmuş bir yerde / bir kuş şakıyordu / ve onu dinleyen bir adam dalgınca mırıldanıyordu: / “En yüksek bilgeliktir hafif bir neşe.””. Bu dizelerde görüldüğü gibi şair, kimi zaman kozmik ölçekte genişleyen bir bakışı, kimi zaman da son derece kişisel bir duyarlığı aynı şiirsel düzlemde buluşturmayı başarıyor. Bu tür dizeler kitabın poetik merkezini oluştururken; okurda yalnızca estetik bir etki bırakmakla kalmayıp aynı zamanda varlık, zaman ve insanın evrendeki konumu üzerine düşünmeye de davet ediyor.
Bununla birlikte kitabın bazı bölümlerinde imgesel yoğunluğun aşırıya kaçtığı ve bu durumun okuma akışını zaman zaman zorlaştırdığı görülüyor. Özellikle art arda gelen metaforların ve kavramsal referansların yoğunluğu, bazı şiirlerde anlamın berraklığını gölgede bırakabiliyor. Yer yer şiirsel söylem ile düşünsel söylem arasındaki sınırın belirsizleşmesi de metnin lirizmini zayıflatan bir unsur hâline geliyor. Bu durum kitabın poetik cesaretinin bir sonucu olarak görülebilse de kimi bölümlerde daha sade ve yoğunlaştırılmış bir dilin şiirsel etkiyi artırabileceğini düşünüyorum.
Buna rağmen Evrenin Sonuna Giderken Söylenecek Şarkılar, çağdaş şiirde dikkat çekici bir poetik arayışın ürünü olarak öne çıkıyor. Şairin evren, zaman, bellek ve varlık gibi büyük temaları şiirin içsel mekânında yeniden kurma çabası, kitabı yalnızca lirik bir metin olmaktan çıkararak düşünsel bir şiir deneyimine dönüştürüyor. Bu yönüyle eser, kimi yerlerdeki yoğunluk ve fazlalıklara rağmen, güçlü imgeleri ve özgün sesiyle okurun zihninde kalıcı izler bırakarak çağdaş şiirimizde ayrı bir yerde duruyor: derin ve özgün.
Aşağıya Evrenin Sonuna Giderken Söylenecek Şarkılar kitabında yer alan bir şiir ekliyorum.
DÜNYANIN SIRRI
Eliniz eski bir çerçeveye girerken
tılsımlarıyla artık susmuş, büyük seslerin
yeni bir çöl bulmuş gibi siz;
siz korkunç dengesinde bir tüyün
bir baykuş yatağında dev terazi
Maat ve Maat sağdan ve soldan
anımsayın dostlarım: Dünya bundan
fazlasını istemişti.
Saçlar gibi uzayıp giden sohbetlerinizde
yılgın söylevlerinde başkanların
akşam perdeler çekilirken,
kürsüler ve okul sıralarında siz;
her saat başı irkilen akreple
siz, pişmanlık sellerinde siz,
eliniz eski bir çerçeveden çıkarken
anımsayın: Dünya bundan fazlasını
isterdi.
Suçlamak kolaydır dünyayı.
Bez bir bebek bile vermez çocuklara
ekmek kuyruklarında beklerken siz,
siz evinizi ateşe verip giderken,
ne bir hoşçakal ne bir iz;
kapısında bir dilenci gibi bekleseniz,
nedir en büyük sadakası?
Siz, merdiven demirlerine çökerken siz.
Ama dikkatle bir dinleyin bu hiçliği
ve duyacaksınız: “Ben de bundan fazlasını istemiştim.”
[Başka başka gökler altında güneşi anımsar hasta çiçek
başka başka kapılarda hâlâ Leyla’yı arar Mecnun.
Hasta bir çiçek ve bir mecnun
çerçevesinde dondururlar [dünyayı]
ve beklerler.
Dünyayı, siz yokken dünyayı.
Hasta bir çiçek ve bir mecnun gibi anımsayın siz
çünkü onlar biliyorlardı: Dünya bundan fazlasını
isterdi.
Başka başka bekleyişlerde bir dünya]
Eliniz eski bir çerçeveye girerken
fosilleriyle dağlar tutan, büyük yüzlerin
yasaklı bir avlu bulmuş gibi siz;
iplik iplik gözlerinde hayvanın
bir cambaz gibi yürüyen korku
cellat cübbesi giymiş bir kurtarıcıda siz
büyücü ve kartal aşağıdan ve yukarıdan
eliniz bir çerçeveden çıkarken
anımsayın.
[[Büyücü ve kartal arasında
korkunç bir sır gibi
yaşamla aramızdaki anlaşma.]]
‘Her şey tamam’ derken siz
bir uygarlık şöleninde rahat ve mutlu
berrak kürelerinde falcıların
siz, siz eski kederlerin tepesinde
çocuğa bez bebeğini verse de dünya
televizyonlar tersini söylese de aldanmayın
ve bin kez unutsanız,
yine anımsayın: Bundan fazlasını isterdi
dünya.
[[[Evet, şu korkunç anlaşma…
Ne isterdi bilmeyiz ama
onun isteğine gideceğiz
sağdan ve soldan
aşağıdan ve yukarıdan.
Biz, bundan fazlasını isteyince biz.]]]
[1] Tüm alıntılar Bilge Miray Aslan’ın 2022 yılında Varlık Yayınlarından çıkan Evrenin Sonuna Giderken Söylenecek Şarkılar isimli kitabından yapılmış olup alıntılarda imla olduğu gibi korunmuştur.