Edebiyat Eserlerinde İntihal Ve Özellikle “Eser” Olmak Koşulu

Görsel: Eric Zboya, Buzdokuz 12. Sayı.

Gökhan Bakar

Hiçbir şey yazmaz ya, gene de şairdir.1
Qui scribit nihil et tamen poeta est.

Edebiyat kamusunda intihal tartışmaları hemen sonra sönümlenmek üzere patlak verir; intihalin varlığına dair kabulle ya da sanatsal özgürlük savunusuyla sonuçlandırılan bu sataşmalar çoğunlukla hukukî ihtilafa dönüşmez. Alanla ilişkili karar içerikleri ve adli istatistikler2 doğrudan olmasa bile dolaylı şekilde bu tespitin haklılığına işaret etmektedir. Bu türlü tartışmalar içeriğine göre hak arama niyetinden çok âleme rezil etme veya ilgi arayışı saiklerini bünyesinde daha çok bulundurur. Hukukî ihtilafa dönüşen bazı tartışmalarda ise, asıl eser ile taklit eserin benzer ölçüde vasat olduğu ya da taklit edilen metnin, asıl eserden daha yüksek bir nitelik taşıdığı durumlara sıkça rastlanır. Gerçek sanatçılar bakımından ise uzlaşı kültürü sanat özgürlüğünün sınırlarının genişliğine vakıf olmakla ilişkilidir.

Sanatçılar tarafından intihal olarak görülmeyen bazı durumlar, hukuken intihal kapsamında değerlendirilebilir. Hukuki-sanatsal bakış açısı arasındaki eserin unsurları ve modern edebiyatın kabul ettiği yöntemler bakımından “kabul edilebilir” algılayış farkının ötesine geçmediği müddetçe bu durum anlaşılabilir. Hukuk uygulamasının intihal değerlendirmesinde özellikle sanattaki birikimini kriter alması bu iki bakış açısındaki mesafeyi kapatabilecek önemli bir olanaktır lakin uygulamada “eser” kavramı “intihal” kavramıyla korunması gerekli olmayan kimselerin hak arayışı performansına yol açacak ölçüde esnek anlaşılabilmektedir. Bu esneklik hususiyet unsurunun geniş yorumundan ileri gelir. İntihal ise sanat deneyimi uğruna sınırları ihlal edilebilir bir kavram olarak madalyonun arka yüzüdür.

Hukuki bakımdan konunun anlamlandırılmasında esas alınacak temel kanun 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’dur.3 FSEK m. 1 / B (b)’ye göre, eser sahibi, “eseri meydana getiren kişiyi,” ifade eder.4 Aşağıda açıklanacak olan hususiyet unsurunun gerçek kişilere hasredilmesi, eser sahipliği, haklar ve sorumluluklar gibi meseleler yönünden mevcut düzenlemelerin yapay zekâ bakımından yeterli olamayacağı ve bu konuya özgü bir kanun düzenlemesine ihtiyaç duyulacağı ifade edilmektedir.5 Yapay zekâ bakımından en ilginç meselelerden biri kölelik modelinin tartışılıyor olmasıdır; köleliğin bir vesileyle tekrar hayata geçirilmesi önerisi haklı şekilde eleştirilmektedir.6 Şiir alanında ise ChatGPT 4.o ile Akcan’ın komutları üzerinden bir Turgut Uyar şiiri denemesi yapılmıştır.7 Bu deneme sonrasında yazar, ortaya çıkan ürün hakkında Harold Bloom’a göndermede bulunarak “endişesiz şekilde etkilenme” nitelemesinde bulunur.8  Bu tespit, hususiyet tartışmalarının –en azından şimdilik–yapay zekâ aleyhine sonuçlandığına işaret eder.

FSEK m. 1/B (a)’ya göre, eser,9 “sahibinin hususiyetini taşıyan ve ilim ve edebiyat, musiki, güzel sanatlar veya sinema eserleri olarak sayılan her nevi fikir ve sanat mahsullerini,” ifade eder tarzda tanımlanmıştır. Tanıma göre FSEK korumasından istifade edebilmek bakımından eserin iki temel unsuru bulunmalıdır10:

i. Sübjektif unsur: Sahibinin hususiyetini taşımak.                          

ii. Objektif unsur: Kanunda sınırlı sayıda (numerus clausus) sayılan ilim ve edebiyat11, musiki, güzel sanatlar veya sinema eserleri kategorisinden birine dahil olmak.

Yukarıda bahsedilen “sahibinin hususiyetini taşımak” unsuruna verilen anlam bakımından en katı yorum yürürlükteki Kanunun ön tasarısını hazırlamış olan Hirsch’e aittir. Bu nedenle anılan görüş eser tanımının anlamlandırılmasında önemli bir kaynaktır. Hirschin konu hakkındaki görüşü şöyle özetlenebilir:12

Yazar, insanların düşünsel yeteneklerinin aynı seviye ve genişlikte olmadığını ve herkesin bildiği genel düşüncelerden yararlanarak ortaya konan ürünlerin bir ayrıcalık hakkı doğurmayacağını ifade eder; (ona göre) gelişigüzel yazılmış bir mektup, çekilmiş bir fotoğraf, bir melodi ya da bir bina, belli bir fikrî bütünlük taşısa bile bu tek başına korunmaya değer bulunmaz.  Bu yönüyle fikrî ürünler, herkes tarafından üretilemeyen, özel bir niteliğe sahiptir; yani sadece bu tür ürünler korunmaya layıktır ve ancak bunlara eser denebilir13. Eğer bir ürün, herkes tarafından üretilebilecek nitelikteyse, bu durumda esere özgü “özgünlük” de bulunmayacağından, toplumun bu tür ürünleri korumakta hiçbir yararı yoktur14. Buna göre eser, ancak yaratıcı bir fikrî çalışma ürünü olabilir; bu yaratıcı fikrî ürünleri diğerlerinden ayıran özellik, (onların) yaratıcısının kişiliğinden gelen hususiyettir15.

Doktrinde Hirsch’in bu görüşü korunacak eseri neredeyse şaheserle sınırladığı için eleştirilmiş ve eserin az çok mevcut olanlardan etkileneceği ileri sürülmüştür; buna göre ürünün bağımsızlığı ve yaratıcılığı mutlak şekilde anlamamak gerekir16. Fakat fikri ürünün sahibinin fikri çalışması sonucu ortaya çıkması ve onu yansıtması gerekir17.

Türk Hukuku uygulaması bu doğrultuda daha esnek hususiyet kapsamına (nispi yaratıcılık) öncelik vermektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu bir kararında, hususiyet, “eser sahibinin, eserine kendi fikir, düşünce, duygu ve his dünyasından ve fikri temele dayanan yeteneklerinden kattığı özellikler”18 olarak tanımlanır. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 2007 yılındaki bir kararında ise, “…bir fikri çabayı diğerlerinden ayıran ve eser olarak korunur hale getiren en önemli unsur, sahibinin hususiyetini yansıtacak düzeyde şekillenmiş olmasıdır. Şüphesiz, hususiyetin daraltıcı anlamda yorumu suretiyle, mutlaka üst düzeyde yaratıcılık ve orijinallik içermesi gerektiği düşüncesi benimsenemez. Ancak öte yandan hususiyetin geniş anlaşılması da eser olmayan ürünlere bu niteliğin tanınması aracı yapılmamalıdır.”19 denilmiştir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, bir diğer kararında ise; Hirsch’in görüşünden hareketle eserin özgün ve yaratıcı bir hayal gücü ürünü olmasının aranacağı, ancak ortaya çıkan üründe çok yüksek bir yaratıcılık aranmaması gerektiği; buradaki temel kriterin herkesin aynı eseri ortaya koyamaması olduğu, orijinalliğin nispi nitelikte olmasının yeterli ölçüt kabul edileceğini ifade eder20.

Yargıtay’ın hususiyetin geniş yorumlanmasına dair çekincesi yerindedir. Ancak esnek yorumun, Hirsch’in katı yaklaşımından uzaklaşmak adına tercih edilmesi, aynı şekilde, eser sayılamayacak ürünlerin korunmasına kapı aralayabilir. Burada bir parantez açarak şu örneğe kısaca değinmek gerekir: Polat Onat’ın yazdığı Taşra Mektubu’nun, Nuri Bilge Ceylan’ın Ahlat Ağacı filminde izinsiz kullanımı ile başlayan hukuki süreçte ilk derece mahkemesi kararı ile eserin izinsiz kullanımı yolunda hüküm kurulduğu anlaşılmaktadır21. Mektup metninin eser niteliğinin, yapısı, içeriğinin yaratıcılığı, tutarlılık, üslup ve niyet gibi unsurlarla birlikte düşünülmesi gerektiği kanaatindeyim. Bu açıdan tartışılan metin davete icabet etmemenin nedenlerini ve edebiyata bakış açısını gelişigüzel gerekçelendirmiş bir mektup mu? Yoksa mektup kılığında yaratıcılığı, dili ve biçimi bakımından sanat ortalamasını aşan alışılmadık bir “başkaldırı” metni mi? İlk derece mahkemesi kararı ve gerekçesi, kararın kesinleşip kesinleşmediği hususları tespit edilemediğinden konu üzerinde daha fazla durulmayacaktır.

Örneklendirme öncesindeki hususiyet konusuna geri dönüldüğünde, bilindiği üzere, eserin, sahibinin hususiyetini yansıtıp yansıtmadığı hususunda uzman bilirkişilerden rapor alınması yoluna gidilmesi gerekir22; özellikle niteliğini kanıtlamış eserler bakımından intihal iddiasının yazardan düşük vasıflı başka yazarlar yerine modern edebiyata vakıf olduğu bilinen uzman bilirkişilerce değerlendirilmesi önemlidir. Bu türlü ihtilaflarda eser vasfını değerlendirecek olan “sanatçı” bilirkişinin “gerçek” bir eser sahibi olamadığı koşullarda kendi ulaşamadığı ideali sanatsal özgürlük aleyhine cezalandırması pek uzak bir ihtimal değildir. Özellikle edebi eser tartışmalarında bilirkişinin kendi ortaya koyduğu “eser”ler bakımından vasatı temsil etmemesi gerekir.

Yaratıcılık kıstasında eserin şaheser olması aranmasa dahi bu noktadan ancak “sanat ortalamasının bir adım ilerisi”ne veya en çok “sanatın tam ortasına-sanat ortalamasına”23 kadar gerilemek mümkün olmalıdır. Burada kastedilen eserin özgünlüğü ve yaratıcılığı bakımından ilgili sanat alanında genel kabul gören “teknik” ve “yaratıcı” yeterliliklerin ortasıdır.  Diğer bir ifadeyle “vasat” olanın nispi yaratıcılık bağlamında korunmasına gerek yoktur; bunların birbirinden ve kendinden öncekilerden etkilenmesini ve ölçüsüz almasını; etkilenme endişesi taşımayan ile çok endişe etmekten sakatlanmış kimselerin sanatla ilgisiz takası olarak anlamak gerekir. Kanunun önemsiz şeylerle ilgilenmeyeceği anlamına gelen de minimis non curat lex ilkesini FSEK bağlamında gözetmek gerekir.

Kendi yaratıcılığına tapan ve tümüyle dışarı kapalı kimselerin örneğin bir “şehir yaşamı” motiflerine başka kimselerin metinlerinde karşılaştığında tespit edebildiği ortak yönleri kendi yaratımının çalınması olarak algılayıp derin üzüntüye kapılması işten değildir; ona hissettirdiğini başkalarına da hissettirdiği için. Albert Camus’un Yabancı’sının kapağı sökülüp yerine başka bir yazar ya da roman adı uydurularak piyasaya sürülse kendi eserinin taklit edildiğini iddia edecek yazarlar çıkabilir. Dostoyevski, Suç ve Ceza’yı bugün yazsaydı, “katil cinayet mahalline döndüğü” için polisiye romancılara hesap verirdi. İşte bu tür görüntülerin önünü almak ve uzlaşı kültürünü geliştirmek bakımından FSEK korumasından yararlanacak eser niteliğini belirlerken eserin yaratıldığı koşullardaki sanat gelişim çizgisinde denk düştüğü yerin (eserin yaratıldığı ülkenin sanat koşullarının ortasının) sübjektif unsur değerlendirmesinde tartışılması gerektiği kanaatindeyiz. Burada temel sorun Yargıtay’ın tutumu değil; ortaya koyulan kriterlerin değerlendirmesinde sanatsal bakış açısındaki yetersizliktir. Yukarıdaki nüanslarla farklılaşan görüşüm dışında Yargıtay’ın da ilkesel olarak hususiyetin eser olmayan ürünlere bu niteliğin tanınmasına aracı yapılmamasını benimsediği görülmektedir. Dolayısıyla intihal meselesindeki kararların sanat ortamında zaman zaman şaşkınlıkla karşılanması hukukun uygulanması kriterlerinden çok konuyu inceleyen uzmanların ve raporlarının niteliğiyle ilgili olduğu düşünülmektedir.

Türk şiiri ortamı yukarıda açıklanan esaslar bakımından antolojilere izinsiz alınan şiirlere dönük yasal hakların kullanımı gibi meseleler ayrık tutulduğunda akımları ve iyi şiiri dikkate alan bir centilmenlik tarihi olarak görülebilir; ilk kitaplardaki esinlenme sınırını aşan metinler ilgili şairin şiir gelişimine dahil görülmekle güncel şiirin gerisine düşen şiirler en çok “etkilenme” üzerinden tartışma konusu yapılmaktadır ve bu tutum şiir sanatına kazanım olarak geri dönmektedir. Turgut Uyar’ın Muzaffer Tayyip ve Rüştü Onur hakkındaki ifadeleri bu yaklaşımı somutlaştırmak bakımından dikkat çekicidir:

“Şiirleri de yazgıları gibi açıklanmaz bir biçimde birbirlerine benzeyen bu iki şairi bir arada anmak gerekliliğini duydum. Şiirlerinin birbirine benzerliği açıklanabilir bir bakıma: İçinde bulundukları toplumsal sınıf, eğitimlerinin benzerliği, uzun süre bir arada bulunmanın verdiği karşılıklı etkilenme –etkilenme bile değil bu, birtakım şeyleri birlikte bulma, birlikte düşünme– şiirlerindeki benzerliği açıklamaya yeter. … Ne kalır Muzaffer Tayyip’ten, Rüştü Onur’dan Türk şiirine? Her şairin delikanlılık çağındaki sevecenliğinden başka ne kalır? Bu da az şey değil. İkisi de şiiri uğraş bellemişler bir kere, en iyiyi arayıp durmuşlar.”24

Yukarıda açıklanan unsurları karşılayan fikir ve sanat eserleri üzerinde sahiplerinin malî ve manevî menfaatleri FSEK kapsamında korunacaktır (FSEK m. 13 f. 1). İntihal kavramı kanunda tanımlanmamakla birlikte sözlük anlamı itibariyle aşırmaya (çalmak) karşılık gelir ve kanunda korunan hakların ihlal edilmesini sonuçlandırır. Böylesi bir ihlal durumunda genel itibariyle FSEK m. 66 vd. hükümlerinde düzenlenen hukuk ve ceza davalarının sonuç ve yaptırımlarıyla karşılaşılabilecektir. FSEK m. 35’te, alenîleşmiş bir eserin bazı cümle ve fıkralarının müstakil bir ilim ve edebiyat eserine alınması iktibasın belli olacak şekilde yapılmasına bağlı olarak iktibas serbestisi kapsamında görülmüştür. Buradaki serbesti sınırı bazı cümle ve fıkraların alınmasına ilişkin olup; iktibas maksadın haklı göstereceği ölçüyü aşmamalı (eser iktibasa karşılık kendi bağımsızlığını korumalı) ve iktibas yapılan eserin bağımsızlığını ortadan kaldırmamalıdır25. Diğer yandan Anayasa’nın 27. maddesinde öngörülen bilim ve sanat hürriyeti bu serbestiye kaynaklık eden üst norm niteliğindedir26. Yargıtay intihal kavramını “usulsüz iktibas” şeklinde de ifade ederek, FSEK m. 35 kapsamını aşan iktibası intihal bağlamında değerlendirme yaklaşımını ortaya koymaktadır27.

Esinlenmede doğrudan alıntılama bulunmaz; sahibinin hususiyetini yansıtan bir eserdeki ilham boyutunu aşmayan etkilenme bu kavramın sınırını oluşturur28. Esinlenmenin doğrudan alma sınırına ulaşmadığı ve bu yolla esinlenilen eserden bağımsız şekilde sahibinin hususiyetini taşıyan bir eser yaratıldığı haller intihal ya da FSEK’e aykırılık kapsamında değerlendirilmez29. Bu husus esinlenen kişinin, orijinal esere bir gaspı olmaması ile izah edilmektedir30. Ne var ki hukuk uygulamamızda metinlerarasılık yöntemi, karnavalesk biçim ya da günümüz edebiyat anlayışlarının genişlediği başkaca sınırların yeterince tartışıldığı söylenemez. Amacı itibariyle yeni bir yaratıma yönelen tasarruf ve sanatsal yöntemlerin en az esinlenme kadar intihalden ayrı yerde konumlandırılması gerekir. Sanattaki yenilikçilik ve yaratıcılık artık örtük bir duygusallıktan çok bilinçli kurulan ve çoğu zaman okura bırakılan bağlantılarla mümkündür. Burada fikri hakların ortaya çıkmasının amacının yenilikçilik ve yaratıcılığın teşviki, bu sayede daha fazla eser üretilmesine olanak sağlamak olduğu gözetilmelidir31. Anayasa’nın 27. maddesindeki sanat hürriyeti kanunun uygulanmasında gözetilecek en temel esastır. Örneğin meşhur bir şiirin bir bölümünün diğer bir kurgu metin içerisine şairin adı anılmaksızın alınmasının katı bir bakışla FSEK m. 35 kapsamına aykırılığı ileri sürülebilir. Edebiyat birikimiyle konuya yaklaşıldığında ise meşhur bir şiirden meşhur bir kısmın alınmasında böylesi bir atfın gerekli olmadığı ve diğer yandan ortalama bir okur zekâsının şiirin kaynağına erişebileceği ve ayrıca kaynağı kurgu içerisinde açıkça göstermenin metnin yapısına ve akışına zarar vereceği ifade edilebilir. Edebiyatın estetik yapısı ve içeriğinde yer alan metinlerarası oyunları, “aşırma niyeti” ile birlikte değil “sanata dahil” amaçlar çerçevesinde yorumlamak sanat hürriyeti ve kanunun genel amacıyla daha uyumludur.

FSEK m. 35, f. son’daki, “İktibasın belli olacak şekilde yapılması lâzımdır.” ifadesinin dar anlaşıldığı durumda sanatsal özgürlük alanının kanunun amaçlamadığı tarzda sınırlanması ve okurun metinden dışlanması söz konusu olacaktır. Buna karşılık edebiyat alanında kanunun öngördüğü iktibas serbestisi sınırlarına takılmadan (FSEK m. 35) ancak bu sınırları çoktan aşındırmış bir dönüşümün öteden beri sürüp geldiği söylenebilecektir. Klasik şekilde Tutunamayanlar ile Ulysses arasında kurulan metinlerarasılık bağlamı ve buna karşılık Oğuz Atay’ın Türk Edebiyatı’na katkısı örnek gösterilebilir32.

Burada işlenme eser kapsamında kalan çeviri eser ve antolojilere kısaca değinmek gerekir. Çeviri eserler, FSEK m. 1/B (c)’de, “diğer bir eserden istifade suretiyle vücuda getirilip de bu esere nispetle müstakil olmayan ve işleyenin hususiyetini taşıyan fikir ve sanat mahsulleri” şeklinde tanımlanan işlenme eser kapsamındadır. Öte yandan FSEK m. 6 f. 1 (1), çeviri eserleri işlenme eser kapsamı altındaki örneklendirmeler içerisinde açıkça ifade etmiştir. FSEK m. 6 f. 2’ye göre, “istifade edilen eserin sahibinin haklarına zarar getirmemek şartıyla oluşturulan ve işleyenin hususiyetini taşıyan işlenmeler,” eser olarak korunacaktır. Ancak FSEK m. 21’e göre, “Bir eserden, onu işlemek suretiyle faydalanma hakkı münhasıran eser sahibine aittir.” Eser sahibinden izinsiz çeviri işleme hakkının ihlali anlamını taşıyacaktır. FSEK m. 6 f. 1 (7)’ye göre, “belli bir maksada göre ve hususî bir plân dahilinde seçme ve toplama eserler tertibi” işlenme eser sayılmakla, antolojiler de bu kapsamda değerlendirilebilecek ve çeviri eserler bakımından yaptığımız değerlendirme bunlar bakımından da geçerli olacaktır. Örneğin bir olayda tanınmış bir şairin eserlerinin izinsiz olarak bir antolojide yayımlanması tazminat davasına konu edilmiş ve Yargıtay eksik inceleme nedeni ile kararı bozmuş olsa da, “Bir eseri işlemek isteyen kişi eser sahibinden izin almak zorundadır.” demek suretiyle ana kurala vurgu yapmıştır33.

Yukarıdan beri eser olmanın unsurları ve sanat hürriyeti bağlamında intihal değerlendirmesinin sınırları kanunun amacı bağlamıyla birlikte değerlendirilmiştir. Eser kavramının “hususiyet” unsurunun geniş yorumu, eser sayılamayacak ürünlerin de eser olarak kabul edilmesi sonucuna yol açabilecektir. Bu yönüyle eser vasfının belirlenmesinde eserin sanat ortalamasındaki yerinin dikkate alınması gerektiği kanaatindeyiz. Anılan bağlamda yaratıcılık kıstasında eserin şaheser olması aranmasa dahi bu noktadan ancak “sanat ortalamasının bir adım ilerisi”ne veya en çok “sanatın tam ortasına-sanat ortalamasına” kadar gerilemek mümkün olmalıdır. Bunun yanında iktibas serbestisi ve intihal meselesinin edebiyat eserleri yönünden estetik, biçim ve yöntem anlayışlarıyla katmanlaşan yapısı bağlamında ele alınmasının sanat hürriyeti ve kanunun genel amacıyla (başkalarının eserlerini kendine mal etme halleri dışında) daha uyumlu olacağı sonucuna varılmıştır. 

Sözü, fikir hırsızlığını birinci yüzyılda dile getiren Martialis’e bırakalım34:

“Söylenti var, Fidentinus, benim kitaplarımı

kendin yazmışsın gibi, okuyormuşsun diye halka.

Parasız yollayacağım şiirlerimi sana,

benim olduğunu söylemen koşuluyla.”

Buzdokuz, Sayı 27, Temmuz-Ağustos-Eylül 2025.

1 Giritlioğlu, N., Yayın Sözleşmesi, İstanbul 1967, s. 3’ten naklen: “Martial (Romalı şair), parası çok, anlayış ve zevki kıt Romalı zenginlerin, eserlerini satın alarak, sonradan bunları kendilerininmiş gibi göstermekten yakınmakta ve böyle bir tip olan Gaditianus için “qui scribit nihil et tamen poeta est, hiçbir şey yazmaz ya, gene de şairdir” demekte, bir yerde de Fidentinus adlı bir kimseden şiirleri kendisininmiş gibi göstermemesini, böyle yapacaksa bunları satın almasını istemektedir. Martial, bu gibi davranışlar için “furtum, hırsızlık” terimini kullanmaktadır. Ancak bu sözlerin hukukî anlamda kullanılmadığı açıktır.”; Varınlıoğlu’nun Türkçeye çevirdiği Epigramlar’da [Martialis, M. V. (Çev. Varınlıoğlu, G., Epigramlar, X. Kitap (102), İstanbul 2022.)] bu ifade, “bir tek dize yazmadan ozan olan Gades’li / söylesin bakalım, Avitus” şeklinde çevrilmiş olup, burada daha genel bir sosyal duruma işaret ettiği söylenebilir. Diğer yandan Epigramlar’ın çeşitli kısımlarında Fidentinus’un kendi kitap ve eserleriyle şair geçinmesi ve aşırması üzerine kısımlar bulunmaktadır (bk. Epiramlar, I. Kitap, 29, 38, 53, 72.) AyrıcaVarınlıoğlu çevirisinin önsözünde; “Martialis övdüğü kişileri kendi adlarıyla, alay ettiği kişileri ise gerçek adlarıyla değil de onlara yakıştırdığı, onların niteliklerini ustaca çağrıştıran adlarla anmıştır. … Kimi adlara belli karakterler yüklemiştir: Fidentinus (acaba Fidentia’lı biri olabilir mi?) başkasının yazdıklarını kendisininmiş gibi gösteren biridir, ‘yapıt hırsızı’dır,” denilmiştir, Martialis, Epigramlar, s. 17-18.

2 Bu çalışmanın konusunu teşkil eden Fikir ve Sanat Eseri türüne göre 2021 yılı Adli İstatistikleri örnek olarak alındığında açılan 569 adet davadan 67’sinin tam kabul 119’unun ise kısmen kabul edildiği anlaşılmaktadır. Bu türdeki davaların yalnızca edebiyat eserlerine ilişkin olmadığı gözden uzak tutulmamalıdır.

3 R.G. 31.12.1951, S. 7981; Kanun’dan bundan sonraki kısımlarda kısa adıyla, “FSEK” şeklinde söz edilecektir.; Bu Kanun’un ön tasarısı Prof. Dr. E. Hirsch tarafından hazırlanmış olup, Türkiye’nin taraf olduğu Bern Birliği Sözleşmesi (5777 s.lı K., R.G. 2.6.1951, S. 7824) kanunun hazırlanışında dikkate alınan esaslardandır. Kanun’un Genel Gerekçesinde bu husus, “1948 de Brüksel’de tadil ve itmam edilen Bern Sözleşmesine göre eser sahiplerine bağışlanan himaye, ferdin, uyruğu olduğu Devletin kanunlarına değil, belki de evrensel ve doğrudan doğruya sözleşmeye dayandığı cihetle sözü geçen Birliğin üyesi olan veya olmak istiyen Devletlerin bu sahada haiz oldukları yaşama erkleri az çok tahdit edilmiştir. Vatandaşlara bahşedilecek himayenin vüsat ve şümulü yabancılara bağışlanması mecburi bulunan himayeden daha az olamaz. Bu itibarla tasarının maddeleri Bern Sözleşmesinin mecburi hükümlerine uygun olarak kaleme alınmıştır. Bununla beraber Bern Sözleşmesinin Âkıd Devletlere hareket serbestisi bıraktığı bütün hallerde bu imkândan memleketimizin özel ihtiyaçlarına uygun bir şekilde faydalanılmıştır.” denilmek suretiyle ifade edilmiştir, Bkz. TBMM 289 no.lu Komisyon Raporu (https://www5.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/TBMM/d09/c010/tbmm09010010ss0289.pdf, 9.6.2025); Bu konuda daha ayrıntılı tarihçe için bk. Ayiter, N., Hukukta Fikir ve Sanat Ürünleri, Ankara, 1981, s. 28-32; Fikri mülkiyet hakkı özel hukuktan doğan maddi nitelikte olmayan varlıklar üzerindeki haklardır, Kılıçoğlu, A., M., Sınai Haklarla Karşılaştırmalı Fikri Haklar, Ankara 2023, s. 2 vd.; Telif hakkının benzeri haklarla ilişkisi bakımından bk. Evrensel, Telif Hakkı Sözleşmesi ve Hakların Devri, Ankara 2021, s. 22 vd.

4 FSEK m. 1/B(b)’de yer alan “gerçek” ibaresi, 5101 sayılı K. m. 28 f. 2(a) ile yürürlükten kaldırılmakla birlikte, doktrinde, “eser sahibinin gerçek kişi olabileceği, tüzel kişilerin eser sahibi değil, ancak eser sahibinden eserle ilgili yararlanma hakkı elde edebilen kişiler olabileceği” ileri sürülmektedir., Kılıçoğlu, s. 184.

5 Kaynak Balta, B., Eser Kavramı ve Yapay Zeka Ürünleri, Ankara 2025, s. 40 vd. ile 129 vd.

6 bk. Kaynak Balta, s. 123.

7 Bu çalışma için bk. Akcan, A., “ChatGPT ile Uyarlama Saati”, Natama 42-44 (2024), s. 127.

8 bk. Akcan, s. 127.

9 Bern Sözleşmesi’nde ise eser tanımı bulunmamakla birlikte, m. 2 (1)’de, “Edebiyat ve Sanat Eserleri” deyimi, ifade şekli ne olursa olsun, “edebiyat, bilim ve sanat alanındaki kitaplar, dergiler ve diğer yazılar; konferanslar, nutuklar, vaazlar ve benzer nitelikteki diğer eserler; dramatik eserler veya dramatik-müzik eserleri; koreografik eserler ve pandomima gösterileri; sözlü veya sözsüz müzikal kompozisyonları, sinema tekniğine benzer bir yöntemle ifade edilen sinematografik eserler; çizim, sulu ve yağlı boya resim, mimarlık, heykeltraşlık, oymacılık ve taş basma eserler, fotoğraf tekniğine benzer bir yöntemle ifade edilen fotoğraf eserleri; uygulamalı sanat eserleri; resimlendirmeler, haritalar, planlar, krokiler ve coğrafya, topografya, mimari veya bilimsel üç boyutlu eserler gibi bütün ürünleri içerecektir.” denilmiştir (https://teftis.ktb.gov.tr/TR-294275/uluslararasi-sozlesmeler.html, 9.6.2025). Burada “eser” değil eser taşıyıcı ürünler sınırlayıcı olmayacak biçimde sayılmaktadır, bk. Ayiter, s. 39.

10 Alenileşme ve yayımlanmış olma unsurunun da bu koşullara dahil edilmesi yönünde tartışmalar için bk. Kolaylı, Z. C., Türk Özel Hukuk Sisteminde İntihal, Ankara 2019, s. 13 vd.; Fikri mülkiyet teorileri bakımından bk. Franko, N., İ., Türk Borçlar Kanununa Göre Yayın Sözleşmesinin Hükümleri, Ankara 1981, s. 70 vd.

11 FSEK m. 2’de sayılan “ilim ve edebiyat eserleri” ise bu kategori ile ilgili örneklendirme teşkil etmekle sınırlayıcı değildir: “1. Herhangi bir şekilde dil ve yazı ile ifade olunan eserler ve her biçim altında ifade edilen bilgisayar programları ve bir sonraki aşamada program sonucu doğurması koşuluyla bunların hazırlık tasarımları, 2. Her nevi rakıslar, yazılı koreografi eserleri, Pandomimalar ve buna benzer sözsüz sahne eserleri. 3. Bedii vasfı bulunmayan her nevi teknik ve ilmi mahiyette fotoğraf eserleriyle, her nevi haritalar, planlar, projeler, krokiler, resimler, coğrafya ve topografyaya ait maket ve benzerleri, her çeşit mimarlık ve şehircilik tasarım ve projeleri, mimarî maketler, endüstri, çevre ve sahne tasarım ve projeleri, (Ek fıkra, 7.6.1995, 4110  s.lı Kanun m. 1) Arayüzüne temel oluşturan düşünce ve ilkeleri de içine almak üzere, bir bilgisayar programının herhangi bir ögesine temel oluşturan düşünce ve ilkeler eser sayılmazlar.”

12 Hirş, E., Fikrî ve Sınaî Haklar, Ankara 1948, s. 131.

13 Hirş, s. 131.

14 Hirş, s. 131.

15 Hirş, s. 131.

16 Tartışma ve görüşler için bk. Şahin, A., Fikri Hukukta Eser Sahibinin Mali Haklarının Korunması, İstanbul 2010, s. 19-24; Ceritoğlu, F., Fikir ve Sanat Eserleri Hukukunda İntihal ve Esinlenme (ylt.), İstanbul 2008, s. 7 vd.; Kolaylı, s. 10 vd.

17 Şahin, s. 22.

18 Yargıtay 11. H.D., E. 2006/934, K. 2007/4555, T. 13.3.2007 (Kazancı İçtihat, 9.6.2025), Yargıtay burada yaptığı tanımla ilgili Bozgeyik’e atıfta bulunmaktadır., Yargıtayca alıntılanan eser (Karar’dan naklen): Bozgeyik, H., Fikir ve Sanat Eserlerinde Hususiyet, BATİDER, 2009, C. XXV, S. 3, s. 170.)

19 Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/11-2758, K. 2021/1228, T. 14.10.2021, Yargıtay burada ise Tekinalp’in yorumuna dayanmaktadır., Yargıtayca alıntılanan eser (Karar’dan naklen): Tekinalp, Ü., Fikrî Mülkiyet Hukuku, s. 101).

20 Yargıtay 11. H.D., 2020/5691 E., 2021/6489 K.: “Bir mimari projedeki orijinallik (sahibinin hususiyetini yansıtma), bir başkası tarafından meydana getirilseydi bu projenin aynı şekilde yapılıp yapılmayacağında gizlidir. Diğer bir anlatımla, aynı arazi parçası üzerine çizilen söz gelimi, beş katlı bir bina projesinin beş ayrı mimara ayrı ayrı çizdirilmesi halinde hepsinin aynı projeyi çizecek olması halinde ortada sahibinin hususiyetini yansıtan bir eserden ve FSEK anlamında bir eser korumasından söz edilemeyecek, şartları varsa iş ürünlerinin taklidi manasında haksız rekabet koruması gündeme gelebilecektir. Şayet her bir mimarın aynı alana farklı farklı proje çizmeleri söz konusu ise bu defa hususiyetten, yani herkes tarafından vücuda getirilemeyen yaratıcı düşünceden ve FSEK anlamında eser korumasından söz etmek gerekecektir. Bu anlamda önemli olan eserin çok üstün vasıflara sahip olması değil özgün ve yaratıcı bir hayal gücünün ürünü olmasıdır (Ernst Hirsch, Fikri Say, İst.-1943, s.12). Ancak ortaya çıkan mahsullerde çok yüksek bir yaratıcılık ve hayal gücü de aramamak gerekir. Önemli olan temel kriter, herkesin aynı eseri ortaya koyamamasıdır. Orijinalliğin eserin bütününde olması şart olmayıp, nispi nitelikte orijinallik de yeterlidir (H. Arslanlı, Fikri Hukuk II, İst-1954, s.7). Önceki eserden bağımsız bir mimari projeden bahsedebilmek için, sonraki müellifin kendi fikri emek ve çabasıyla öncekinden bağımsızlaşacak ölçüde yeni yaratıcı düşünceyi ortaya çıkarması gerekir. Nitekim önceki eser temel alınarak kapı, pencere yükseklikleri, daire, oda ve balkon ölçü ve sayılarındaki oynamalar, tek başına sonraki eseri bağımsız ve farklı bir eser haline getirmez.” (https://karararama.yargitay.gov.tr/, 9.6.2025); Ayrıca bk. Aslan, B., Yaratıcılık, Orijinallik ve Hususiyet Kavramlarının Üretken Otonom Yapay Zekâ Sistemlerine Yansımaları ve Fikri Haklar Boyutuyla Değerlendirilmesi, TFM, C: 10, S: 1, 2024, s. 3-23, s. 13.

21 Konu hakkında bkz. https://www.cumhuriyet.com.tr/kultur-sanat/nuri-bilge-ceylan-davasinda-gerekceli-karar-aciklandi-basarisiz-bir-tasralinin-hukuk-zaferi-2023860, 11.6.2025; https://t24.com.tr/k24/yazi/ahlat-agaci-na-cakilan-tabela-alinti-yapmak-tehlikeli-ve-yasaktir,4095, 11.6.2025; https://polatonat.blogspot.com/, 11.6.2025.

22 Yargıtay 11. H.D., E. 2006/934, K. 2007/4555, T. 13.3.2007 (Kazancı İçtihat, 9.6.2025).

23 Bu kavramsallaştırmanın bağlamı farklı olsa dahi, Hasan Turgut’un, “In medias res.” (Lat. “ortasından) şeklinde başlayan eserinin (Turgut, H., Araziyi Düzleştirmek, İstanbul 2023) metaforik anlamda esin kaynaklığı ettiğini aşağıda bahsi geçecek “esinlenme” bakımından örnek olarak not düşmek gerekir. Çünkü bu çalışmada ifade ettiğim husus yaratıcı yeterliliğin ortasına bir göndermedir. Ayrıca burada “alma” söz konusu olmayıp, ilgili anlatı girişi ilham verici bir kaynak olarak işaret edilmiştir.

24 Uyar, T., Bir Şiirden, İstanbul 2017, s. 71-74.

25 Erdil, E., Fikri Mülkiyet Hukuku, İstanbul 2021, s. 88 vd.

26 Eser sahibinin Anayasa’nın 35. maddesi kapsamındaki mülkiyet hakkı ile çatışan farklı anayasal hakların ayrıntılı değerlendirmesi için bk. Öncü, Ö., Fikir ve Sanat Eserleri Hukukunda İktibas Serbestîsi ve Sınırları, İzmir 2009 (doktora tezi), s. 28 vd.

27 Örnek olarak bk. Yargıtay 11. H.D., E. 2023/5587, K. 2024/7181, T. 8.10.2024 (Kazancı İçtihat, 9.6.2025); Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2022/219, K. 2023/631, T. 14.6.2023 kararında konuya FSEK m. 35’teki esasa veya şekle ilişkin koşullara aykırılık bakımından yaklaşım şu şekilde açıklamıştır: “…İntihal, özü itibariyle haksız fiilin fikir ve sanat eserleri hukukuna yansıyan bir görünümüdür. O hâlde iki eser arasında intihal incelemesi yapılırken; sonraki eser sahibinin eyleminin, ilk eser sahibinin mali ve manevi haklarından en az birisini ihlal edip etmediği; sonraki eserin ilk eserden hareketle oluşturulup oluşturulmadığı; eserler arasında benzerlik varsa ilk eser sahibinin hususiyetinin sonraki esere aynen geçirilip geçirilmediği; ve son olarak da tespit edilen benzerliğin 5846 Sayılı Kanun’un 35. maddesinde belirlenen iktibas serbestisi veya esinlenme kapsamında kalıp kalmadığı hususlarının bir bütün olarak araştırılması gerekmektedir (Yavuz/Alıca/Merdivan –Levent Yavuz, Türkay Alıca, Fethi Merdivan, Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu Yorumu, Cilt I, Ankara, 2013-, s. 1282 ). … Gerçekten de benzerlik, aynı alanda üretilmiş eserlerde bulunması mümkün, soyut fikir, konu, yöntem gibi olağan ve anonim unsurlara ilişkin veya sadece önceki eserden esinlenme mertebesinde kalmış ise, bu meşru bir kullanım sayılmalıdır. …Tespit edilen benzerlik veya alıntı, 5846 Sayılı Kanun’un 35. maddesi gereğince esasa veya şekle ilişkin koşullara aykırı ise intihal ya da hukuka aykırı yararlanma söz konusudur. Böylece ihlal eyleminin gerçekleşme biçimine göre, davacının eser sahipliğinden kaynaklanan mali veya manevi haklarına tecavüz edildiği belirlenmiş olur (Yavuz/Alıca/Merdivan, s. 1285)” (Kazancı İçtihat, 9.6.2025).

28 bk. Ceritoğlu, s. 144.

29 Yargıtay 11. H.D., E. 2015/13399, K. 2017/1106, T. 27.2.2017: “Bir eserden izinsiz iktibas yapılması, eserden esinlenme (ilham alma) ve yararlanma serbestisiyle karıştırılmamalıdır. İktibas bir eserin oluşturulmasında, bir başka eserin parçalarının alıntı yapılarak eserde aynen ve belirli ölçülerde kullanılmasıdır. Esinlenme ise, bir eserin oluşturulmasında, kendisinden önceki eserlerde ortaya konulan düşüncelerden yararlanılması ve bu fikirlerden yola çıkılarak yeni eserin biçimlendirilmesidir. Telif koruması, düşüncenin kendisini değil o düşüncenin ifade ediliş şeklini kapsar. Bir düşüncenin ifade edilmiş şeklinin kısmen dahi alınarak bir başka eserde kullanılması halinde artık esinlenmeden değil, ifadenin kullanılmasından söz edilir.” (Kazancı İçtihat, 9.6.2025); Kolaylı, s. 54 vd.; Ceritoğlu, s. 127 vd.; Yargıtay 11. H.D., E. 2024/687, K. 2024/8958, T. 12.12.2024 (Kazancı İçtihat, 9.6.2025).

30 bk. Ceritoğlu, s. 127.

31 Türkoğlu, S., Fikri Haklarda Üç Adım Testi, Ankara 2024, s. 21.

32 Örnekleme bakımından bk. Vatansever, S., Tutunamayanlar Romanının Metinlerarasılık Bağlamında Ulysses, Bozkırkurdu, Solgun Ateş ve Sebastian Knight’ın Gerçek Yaşamı Romanlarıyla Biçimsel İlişkisi, İstanbul 2022 (ylt.), s. 43 vd.

33 Bahsi geçen kararın ilgili kısmı şu şekildedir (Yargıtay 11. H.D., E. 2004/10270, K. 2005/7782, T. 18.7.2005): “Bir eseri işlemek isteyen kişi eser sahibinden izin almak zorundadır. Ancak FSEK’nun 34. maddesinde maksadın haklı göstereceği bir nispet dahilinde iktibaslar yapılmak suretiyle hal ve vaziyetinden eğitim ve öğretim gayesine tahsis edildiği anlaşılan seçme ve toplama eserler vücuda getirilmesi serbest bırakılmıştır. Ayrıca, münhasıran okullara mahsus olarak hazırlanan ve Milli Eğitim Bakanlığı tarafından onanan yayımlar için yapılan seçme ve toplama eserlerin de serbest olduğu hükme bağlanmıştır. Aynı kanunun 35’inci maddesinde maksadın haklı göstereceği bir nispet dahilinde ve münderecatını aydınlatmak maksadıyla usulüne uygun olarak bir ilim eserine konulması halinde iktibasın serbest olduğu düzenlenmiştir. Tüm bu düzenlemeler karşısında, davalılar tarafından yazılan ve basılan adlı eserin bir ilim eseri olup olmadığı, münhasıran okullara mahsus olarak hazırlanıp hazırlanmadığı, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından onanıp onanmadığı, hal ve vaziyetinden eğitim ve öğretim gayesine tahsis edilip edilmediği ile iktibasın maksadın haklı göstereceği bir nispet dahilinde olup olmadığı, hususlarında bilirkişi raporunda ayrıntılı mütalaada bulunulmamıştır. Bu durumda mahkemece, yukarıda açıklanan hususlarda uzman bilirkişilerden rapor ya da ek rapor alınmak suretiyle hukuka uygunluk nedenlerinin bulunup bulunmadığı üzerinde durularak sonucuna göre bir karar vermek gerekirken eksik inceleme ve değerlendirmeye dayalı bilirkişi raporuna göre yazılı olduğu şekilde karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.” (Kazancı İçtihat, 11.6.2025); Bir başka olayda ise bir antolojinin çeşitli basılarında şiirlerine izinsiz yer verilen şairin açtığı davada iktibas serbestisi sınırının aşıldığı yönünde bk. Yargıtay 11. H.D., E. 2002/350, K. 2002/3414, T. 11.4.2002 kararı (Kazancı İçtihat, 11.6.2025).

34 Martialis, Epigramlar (I. Kitap, 29), s. 45.

Buzdokuz, “Sanatta İfade Özgürlüğü” dosyası, Sayı 27