Modern Türk Şiirinde Bilimsel İzlek

Ali Berkay – city_outline_v5
Algoritmik Sanat (Buzdokuz, sayı 25) dosyası için üretildi.
(İlk kez buzdokuz.com da yayınlanmaktadır.)

Furkan Katuç

Evreni ve dünyayı duyularımız aracılığıyla kavrarız fakat evren, dünya, insan, nesne yani madde, duyularımızdan bağımsız bir şekilde de vardır. Bir gezegenin yörüngesi hesaplanabilir, ışığın kırılması formüllerle açıklanabilir fakat insan bu hareketin, bu kırılmanın içinde bir anlam arayışı içine girer. Anlam arayan insan bir de şairse bilimden aldığı verileri şiirin diliyle yeniden duyumsayabilir, bilime karşı ironik göndermeler yapabilir, bilimin teknik tarafını soyutlaştırarak işleyebilir. Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın “Sizce çadır direğidir bütün evrene/ Işık hızı/ Bütün yapı bütün bilim/ sizce ışık hızından başkası değil” dizelerinde olduğu gibi. Bilimsel gerçeklikler şairin dünyasında bir metafora dönüşmüştür. Işık hızının evrenin temel direği olarak nitelendirilmesi, bilimsel bir kavramın estetik bir biçimde yeniden yorumlanışıdır. Bu bağlamda şair; bilimsel olguları yalnızca bilgi olarak kabul etmez, onları insan ruhuna işleyen imgelerle yeniden kurar diyebiliriz. Bu yazının konusunu da bilimsel olgu ve bilgilerin, formüllerin ve matematiğin şiirin konusu olabildiğini gösteren örnekler oluşturuyor.

Aslında birbirinden farklı görünen bu iki alan, insan zihninin aynı temel ihtiyacından doğar: Evreni ve varlığı kavrama çabası. Galilei’nin teleskobuyla gökyüzünü taradığı an ile bir şairin göğe bakıp yıldızlara anlam yüklediği an arasında özünde büyük bir fark yoktur. Bir bakıma ikisi de bilinmeyene dokunur. Biri formüllerle diğeri imgelerle. Atom altı dünyanın rastlantısallığı şiirin imge dünyasına ne kadar yakınsa gökyüzünün sonsuzluğu da o kadar yakındır. İşte bu yüzden bilim ve şiir, birbiriyle çelişmek yerine birbirini tamamlayan iki farklı bakış açısıdır diyebiliriz. Bilim evreni ve tabiatı ölçerken şiir evreni ve tabiatı hissettirir. Bilim, evreni anlamaya çalışan sistemli bir akıl yürütme süreciyken şiir bu arayışın duyusal ve sezgisel boyutlarını da işin içine katar.

Bilimsel ifade şüphesiz bir dildir. Octavio Paz’ın da deyimiyle “Mantık ve matematikte olduğu gibi en saf ve soyut işaretler bile birer dildir” (Paz, 2024, s. 32). Dünyada kabul gören standartları olan kesin, nesnel, deney ve gözlemle doğruluğu sınanabilen anlamlı bir dildir. Şiirsel ifade ise belli kuralları olmayan öznel, estetik kaygılar güden, kimi zaman çağrışımsal kimi zaman da çok anlamlı olan bir ifade biçimidir. Bilim, özellikle de Newton’un anlayışı ile gelişen klasik mekanik, deney ve gözleme dayalı olarak kesin bir sonuç verir bize. Şiir bu bilimsel anlayıştan farklı olarak kimi zaman belirsizlikten beslenir kimi zaman kesin hükümleri eğip büker. Şiir uçsuz bucaksız bir özgürlük alanından çıkarken bilim karenin sınırları içinde gezer. Bilim dili referansları olabildiğince sabitlemeye çalışırken şiir dili anlamın çoğalmasına, bireysel ve kültürel bağlamlara göre değişmesine imkân tanır.

Şimdi şiir örneklerine geçerek şiir-bilim ilişkisini örnekler üzerinden inceleyeceğim. İfade etmem gereklidir ki örneklerimi Nâzım Hikmet’le başlatıyorum ve günümüze doğru getiriyorum çünkü yazının hacmi gereği bir sınır ve başlangıç noktası belirlemem gerekiyordu.

Hızın, devinimin, gücün ve teknolojinin etkisiyle şekillenen yeni bir sanat anlayışı geliştirmeyi hedefleyen ve sanayi çağının, makineleşen yaşamın sembolü hâline gelen en önemli atılımı fütüristler gerçekleştirmiştir. Ki bu atılım kesinlikle bilimin gelişmesinden bağımsız değildir. Bu noktada Nâzım Hikmet’in “Makinalaşmak” şiirini değerlendirmemiz yerinde olacaktır.

trrrrum,
         trrrrum,
                  trrrrum!

trak tiki tak!
 Makinalaşmak
                   istiyorum!

Beynimden etimden iskeletimden
                                             geliyor bu!

Her dinamoyu
                altıma almak için
                                        çıldınyorum!

Tükrüklü dilim bakır telleri yalıyor,
damarlarımda kovalıyor
                                     oto-direzinler lokomotifleri! (Nâzım Hikmet, 2008, s. 38)

20. yüzyılın başlarında hız kazanan makineleşme süreci, üretim sistemlerini dönüştürmekle kalmamış insanın zihin yapısını da etkilemişti. Yeni üretim modeliyle birlikte insan, yalnızca bir işçi olmaktan çıkmış, adeta makinenin bir uzantısına dönüşmüştü. Bu şiirde de makinelere duyulan özlem, insanın makineleşmeyi sadece bir araç olarak görmediğini aksine bununla bütünleşmek istediğini gösterir. Şiirdeki ifadeler de sadece makineleri kullanmayı değil, onlarla bir bütün olma arzusunu barındırır. Bu noktayı şu tespitler çok yerinde açıklamıştır: “Beyninden, etinden ve iskeletinden gelen bir arzuyla makineleşmek isteyen şiirsel özne, her dinamoyu altına almak için çıldırır, tükürüklü dili bakır telleri yalar, damarlarında oto-drezinler lokomotifleri kovalar ve ancak karnına bir türbin oturtup kuyruğuna çift uskuru takacağı gün bahtiyar olacağını düşünür” (Tunç, 2021). Yani insanın makineyle özdeşleşirse mutlu olacağı düşüncesi hakimdir. Şiirdeki “çıldırıyorum” ifadesi de bu düşünceyi destekler. Ayrıca “Fütüristik Manifesto”da geçen “Şarapnel parçaları altında sürülür gibi görünen bir arabanın kulakları sağır eden sesi Kanatlı Zafer Anıtı’ndan daha güzeldir (Marinetti, 2015).”1 ifadesi şairin trrrrum, trrrrum, trrrum tekrarını açıklar. Bu dizelerde geleneksel insan tasavvurunu yıkarak modern çağın mekanik düzeni içinde kendini yeniden var eden bir bireyin sesi duyulur. Yine Nâzım Hikmet “Yeni Sanat” şiirinde,

Dondu
Bin bir volt bin bir amperle döndü motör
Kudurmuş bir rüzgâr gibi vantilatör
Koptu avarasından..
Girdi
Çelik yaylı aklımın som kafasından… (Nâzım Hikmet, 2008, s. 754)

demektedir. Bin bir voltla ve bin bir amperle döndüğü söylenen motorun vantilatörü, şairin aklından geçmektedir. Makineyi insanla bir kesişim kurarak anlatmıştır. Anlatırken de “volt, amper” gibi fizik terimlerini kullanmıştır. Şair, atom bombasından bahsettiği “Stronsiyum 90” şiirinde de kimyasal bir terimi kullanıma açmıştır. Bahsedilen stronsiyum doğal bir elementken stronsiyum 90 bu elementin radyoaktif bir izotopudur.

Türk şiirinde bilim denildiğinde es geçilmeyecek şairlerden biri de şüphesiz Fazıl Hüsnü Dağlarca’dır. Şairin beslendiği kaynakların çeşitliliği şiirlerine, konumuz kapsamında zenginlik getirmiştir. Dağlarca, bilimsel terimlerden küsuratlı matematiksel ifadelere kadar teknik terimleri şiirine sokmuştur. “Sayı Kuşları” şiirinde “Kimya dedikleri ne, Fizik dedikleri ne?” gibi sorular sorup yanıtlamıştır.

Gerçekler birer kocaman sayıdır. Uygarlığın yaşı sayılır onunla.
Kimya dedikleri ne? Erimiş sayılar. Belki de yıkanması onların.
Peki fizik dedikleri ne? Sayılar eylem olurlar kımıldarken
          kendilerini. İnsana en yakın görünüşleri “gövde oyunları”dır.
Bu oyunlarla soluk alır gövdelerimiz. Sayılar çok çocukludur.
Ses’tir çocuklanın biri. Başka bir boyut verirler Ses’le.
Işık’tır çocuklanın biri. Sayısız görüntü yaratırlar Işık’la
Sayılar bilimin basamaklarıdır. (Dağlarca, 2010, s. 1250)

Dağlarca bu şiirinde bilimsel bilginin sayılarla ölçülebilir ve ifade edilebilir doğasını kullanarak sayılarla bilimin alt dallarını açıklamıştır. Erimiş sayıların kimya oluşu ile kımıldayan sayıların fizik oluşu, sayıların “gerçekler” olarak tanımlanmasına kanıt olarak sunulmuştur. Ayrıca sayılar bilimin basamakları olarak görülmüştür. Bunu “Dışarı Olmak ya da Karanlığın Sesi” şiirinde daha da ayrıntılı bir şekilde görürüz. Bu şiirde “Işıkla aydınlıkla parlamayla/ 0.001 gram/ 0.0001 gram/ 0.00001gram/ Isıyı o gün aldığı ısıyı/ Dışarı bıraktılar/ Bitkilerimiz/ Madenlerimiz” ve “Kımıldamanın/ 0.001 kez/ 0.0001 kez/ 0.00001 kez/ Küçüğü- bir kımı” dizeleri geçer. Bu bağlamda şiir, şairin mikro dünyalara eğilmesi ve matematiğin -özellikle de bu denli küçük ifadelerin- şiire girmesi açısından önem arz eder. Matematik demişken de “Matematik metafiziktir, metafizik matematik değil.” (Karakoç, 2004, s. 484)dizeleriyle Sezai Karakoç’u burada anmak yerinde olacaktır.

Dağlarca “1 (bir)” rakamını “Yerinde Yaşadığımız I” adlı şiirinde, “1’i çıkarmalıdır sayılardan/ Gereği yoktur çünkü/ Şaşırtıyor çoğu kez/ Sayıları da bizi de” diye işler. “Yerinde Yaşadığımız II” şiirinde ise basit bir gerçekliği hayret içeren bir dille aktarmayı seçer Dağlarca: “Toplamıdır 1’in/ Bütün Sayılar/ Bölünebilir 1’e/ Sayıların hepsi/ X çizerler yanına/ 1’in kim bilir kaç kez/ Kim bilir kimle çarpılır” Bütün sayıların 1’in toplamından oluşması, aynı zamanda bütün sayıların 1’e bölünebilmesi dile getirilmeyen bir gerçekliği ifade eder. Aynı şiirin devamında geçen “Sayılarda bilim/ Yeniden başlar/ Bütün insanlarda/ 1’in yerine kendini koymak çabası” dizelerindeki insanın kendisini 1’in yerine koymaya çalışmasını bir çeşit hırs duygusu, galip gelme isteği veya tanrılaşma sendromu olarak değerlendirebiliriz.

Dağlarca’nın “Çevirmenlerim” şiirinde geçen “Gökyüzünü bilim/ Yeryüzüne çevirir” dizeleri de bilimin gökyüzü gibi insana uzak ve uçsuz bucaksız bilinmezlik dolu bir mekânı bile yeryüzü gibi ayak bastığımız yerküreye indirgeyenin bilim olduğunu vurgular. Bir nevi bilinmezi, bilinire çevirir bilim. Bilimden bahsettiği bir başka şiir de “Işık Hızından Tez Olan” adlı şiiridir. Bu şiirde bilginlere (gök bilimcilere) seslenmektedir. “Hele siz -gök yorumcuları- gök bilginleri…/ Sizce çadır direğidir bütün evrene/ Işık hızı/ Bütün yapı bütün bilim/ Sizce ışık hızından başkası değil”. Işık hızı, modern fiziğin en temel ölçütlerinden biridir ve evrenin işleyişine dair bir sınır olarak kabul edilir. Çadır direği ise bir çadırın ayakta durması için gereken bir nesnedir. Dağlarca, ışık hızını çadır direğine benzeterek teşbih sanatını gerçekleştirmiştir.

Dağlarca’nın bilim konulu şiirleri elbette burada verdiğim örneklerden daha fazladır. Ben son olarak bilimin tehlikeli yönünü işlemesi bakımından önemli bulduğum “Nötron Bombası” şiirini işleyeceğim.

                                                              -Nötron bombasına çağrı-

Yalnız canlılara yönelik
Nötron bombalarınla yak beni
Gir hemen evime
Artık senindir biraz bile bozulmamış
Bu masa bu çiçek bu yorgan
Bu kışlık buğday (Dağlarca, 2010, s. 1019)

Şiir nötron bombasına çağrı, diye başlar. Bu bombanın çalışma prensibinde bulunan “nötronlar, sağlıklı ya da habis tüm hücrelerin parçalanmasında en etkili araçlardan biridir” (Harold, 1977). Nötron bombası bu bakımdan diğer bombalardan ayrılır. Evleri, köprüleri, şehirleri yani nesneyi ve mekânı tehdit etmez. Hedefi sadece canlı varlıklardır. Yani Dağlarca, mekânın ve nesnelerin varlığını sürdüreceği ancak insanın ve geri kalan tüm canlıların yok olacağı bir silahın varlığına değinmiş ve bu silahı atacak kişilere seslenmiştir. Bu kişilere, biraz bile bozulmamış masa, çiçek, yorgan ve buğdayı “artık senindir” diyerek ironik bir dille sunmuştur. İnsanı ve diğer canlıları yok eden bu bombanın “son kapitalist silah” (Fred, 1978 s. 47) olarak adlandırılmış olmasının nedenini daha iyi anladım. Bu bakımdan şair, bilimin ulaştığı noktanın insanı tehdit eder yönünün de farkındadır. Bu yönüyle bilime ironik yaklaşması bu şiiri önemli kılar.

Behçet Necatigil’in “Karbon Monoksit” şiirinde “Parlar köz/ Ateş sanır kendini/ Ateş de olsa/ Yaş” (Necatigil, 2009, s. 453) dizeleri geçer. Karbonmonoksit, kimyasal formülü CO olan renksiz, kokusuz, zehirleyici ve yanıcı bir gazdır. Necatigil, közden çıkan dumanın karbonmonoksit oluşunu anlatırken kimyaya ait olan bu terimi şiirinde kullanmıştır. Yine şair, “Bronskopi” (Necatigil, 2009, s. 119) şiirinde “anestezi, bronş, mukoza, segment, lob, rijit, intrabronşit, pataloji, plevra, torosentez, inoperabl…” gibi tıbbi terimleri kullanmıştır. Bu terimlerin şiirde kullanılması Necatigil’in yenilikçi tarafını açık bir biçimde göstermektedir.

Bilim ve teknolojinin hızla geliştiği bir çağda, ana dilde bilimsel terminolojinin oluşturulması, bilginin yaygınlaşması ve halkın teknolojiye daha yakın durması açısından önemlidir. Türkçeye bilişim terimlerini kazandıran bilim insanı da Prof. Dr. Aydın Köksal’dır. Köksal, IBM Sözlüğü’ndeki yaklaşık 12.000 terime Türkçe karşılık bulmuştur. Bugün yaygın olarak kullandığımız “bilişim, yazılım, donanım, bellek, girdi, çıktı” gibi kelimeleri Türkçeye kazandırmış, “bilgisayar” kelimesini de ilk defa 1969 yılında türetmiştir. Bilgisayar gibi teknolojinin en bariz göstergesi ve hayatımızın vazgeçilmezi olan bu icadın şiirde kullanılması da elbette kaçınılmaz olacaktır. Bu noktada iki şairden bahsetmek yerinde olur: İsmet Özel ve Cemal Süreya.

Özel’in 1980’de yayımlanan “Üç Firenk Havası” şiirinde “bir soğuk uzay/ parıltısıyla anılıyorsun artık/ kuru bir bilgisayar tıkırtısıyla/ açıyorlar taçyapraklarını ancak” dizeleri bulunur (Özel, 2021, s. 208). Burada “uzay” kelimesi soğukluğu, boşluğu ve sonsuzluğu içerir. Ardından gelen “bilgisayar tıkırtısı” ise duygu barındırmayan mekanikleşmiş bir yaşamı çağrıştırır. Süreya “Bilgisayar Olarak” şiirini 1988’de Behçet Necatigil şiir ödülünü aldığı “Güz Bitiği” kitabında yayımlamıştır. Şiir “Bilgisayar olarak kullanılmış bir gölü/ Selçukluya pragmalar taşıyan Gazali”(Süreya, 2013, s. 247) dizeleriyle başlar. Bilgisayar olarak kullanılmış göl fikri, akan bir bilgi selini ifade eder. Bu iki şairin bu bilişim terimini şiirde kullanıma açması, şiirin hayatın içinden bir parça olduğunu göstermesi bakımından kıymetlidir.

Süreya, “Üçgenler” şiirinde (Süreya, 2013, s. 22) üç farklı üçgenden bahseder. Ali’nin üçgeninden bahsederken, “Ali’nin üçgenidir bu çizdiğim/ Nerde Oklid’in üçgenleri bu nerde” diyerek ironik bir biçimde kendi çizdiği üçgen(ler) ile Öklid üçgenini karşılaştırır. Devamında, “Na şunlar üç açısı üçü de yoksul/ Biri sıfırın altında sekiz derece/ Birine atan atmış tekmeyi işi yaş” diye matematiksel olarak mümkün olmayan durumları -iç açılardan birinin “-8°” olmasını yani- ironik bir dille anlatır. Şiirin devamında bahsettiği Süheyla’nın sıradan bir üçgeni ile belirsiz birinin dik açılı üçgeni de bu ironi çevresinde gezinir. Şair, şiiri bir çeşit ironik gerilimle meydan okuyarak bitirir: “üçgenler var üçgenlerde ortak noktalar/ üçgeninizi çiziyorum var mı kendine güvenen/ Bayanlar Baylar”.

Süreya aynı zamanda “Bugün Hava Güzel” şiirinde “Bilinçdışı gökbilimde bile/ Sen, sıcak kazıbilim, geleceğini / Anladım.” diyerek bilimsel terminoloji kullanır. Farklı şiirlerinde de bu kullanımlar (karbon sınırında yaşayan balıklar…, bütün mimarlar yüksek, mühendisler de… vb.) göze çarpar.

Şiirinde bilimsel ögelere rastladığım bir başka şair de İzzet Yasar’dır. “Yorgun Savaşçı” (Yasar, 2021, s.123) adlı şiirinde bir sıcaklık birimi olan Fahrenheit’in sembolünü (°F) kullanmıştır.

k kuv kapısı                                   mö 209

————————-     =     —————————–

gn kur matbaası                            451 F° (Yasar, 2021, s.123)2

İlk olarak şiirin alışıldık formların dışında yazılmış olması dikkat çekiyor. Sonra da -şiirin askeri ve tarihsel göndermeleri haricinde- dikkat çeken şey: “451 F°”. Ray Bradbury’nin adını kâğıdın yanmaya başladığı sıcaklık olan 451 Fahrenheit derecesinden alan Fahrenheit 451 adlı distopik romanına bir gönderme.

Türk şiirine kattığı özgün ses ve yenilikçi bakış açısı ile modern şiirin en dikkat çekici isimlerinden olan Hayriye Ünal’ın da önermeleri mantık sembolleriyle şiirleştirdiği bir şiiri var: “Mantık Dersi” (Ünal, 2018, s. 102).

Şiir bir örnekle başlıyor.

Örnek: İki şey var. Birine Rüzgar birine Deniz diyelim.
Eğer Rüzgar, Deniz’le alay etmiş ise Rüzgar, Deniz’e zulmetmiştir.

P: Rüzgar, Deniz’le alay eder.
Q: Rüzgar, Deniz’e zulmeder.

P→Q

Bu, bir koşullu önermedir. Eğer ilk ifade doğruysa (P) ikinci ifade de doğru olmak zorundadır (Q) anlamına gelir. Şiirin devamında önermeler artar ve karmaşık bir hale gelir.

Eğer Rüzgar alay etmiş ve zulmetmişse, Nefret ancak ve ancak Deniz daha ağır bir intikam alır ve Deniz, Rüzgar’ın, kendi küçük düşmesini ona önemsiz gösterecek büyüklükte bir küçük düşmesine tanık olursa doğmaz.

R: Nefret doğmaz.
S: Deniz daha ağır intikam alır.
T: Deniz, Rüzgâr’ın küçük düşmesine tanık olur.

(P∧Q)→(R↔S∧T)

Yani Rüzgar Deniz’le alay edip ona zulmederse bunun sonucunda nefret doğmaz, ancak Deniz’in daha ağır bir intikam alması ve Rüzgar’ın küçük düşmesine tanık olması durumunda nefret doğar. Ünal’ın intikam kavramını böyle bir mantıksal formülasyonla anlatması değerlidir.

Dopamini en yüksek seviyede elde etmenin yolu sanatsal tatmin bence.

Ayrıca Ünal’ın yukarıdaki dizeyi de içinde bulunduran “Checklist 2022” (Ünal, 2022, s. 46) şiirinde de bilimsel terim ve bahisler görüyoruz: “8 saat karbon ayak izi eğitimi aldım, sonucu: Su deposu lazım bana…/ Kızlarım için HPV aşısı. 9’lu Gardacil Türkiye’de bulunmuyor…/ GPT-3’ü duyunca insan bir ürperiyor…/ Unutkanlık ihtimali. Bir şişe B12…/ Lugol Damla Yani iyot…

Metinler arası yaptığı göndermeler ve kutsal metinlerdeki söylemlerle kendine has bir imgelem dünyası kurmasıyla tanıdığımız Lale Müldür de Buhurumeryem’de bulunan iki sevgilinin birbirine yazdığı mektuplardan oluşan “Pol & Virgine: Yıldız Madalyalı Mektuplar” adlı şiirindeki “5. Mektup (Virginie’den Pol’e)” bölümünde (Müldür, 2023, s. 345), kuantum tekinsizliği (belirsizliği) ve bunun hayatımızdaki yerine değiniyor. Şiirin uzunluğu sebebiyle sadece belirli kısımları açıklamaya çalışacağım. Evvela seslendiği kişiye (Pol’e), “Denizciler çok ilginç ama beni/ mikroskobik dünyanın kuantum tekinsizliği/ daha çok ilgilendiriyor” diyerek okuyucuyu kuantum tekinsizliğine çekiyor. Bu kavram, kuantum sistemlerinin tahmin edilemez davranışlarıyla ilişkilidir. Müldür şiirin ilerleyen kısımlarında atom altı düzeyin kesinlikten yoksun olduğunu, kuantum fiziğindeki olayların kesin neden sonuç ilişkileriyle açıklanamaz olasılıklar, süperpozisyon ve belirsizliklerle dolu olduğunu  işleyecektir. Şiire devam edersek: “örneğin zar atan Tanrı/ askeri bir bilgisayarda rasgele bir hata ile/ nükleer bir yangına sebep olabilir mi? Bunu bütün inançlılar hayırlar.” Müldür, burada Tanrı ile bilimi karşı karşıya getirmeyi amaçlamıştır. Burada “inançlılar” diye söz edilen kişi(ler); kuantum mekaniğindeki belirsizlik fikrine karşı çıkan ve “Tanrı zar atmaz.” sözüyle bilinen A. Einstein’dir. Şair, devamında “bu örnek, mikroskobik dünyanın/ mikroskobik dünyamıza sızıp bizi etkilemesinin/ mümkün olup olmadığı sorusunu gündeme getirir.” der. Bu dizelerle şiire iki terim daha eklenmiştir: Mikro dünya ve makro dünya. Mikro dünyada oluşan belirsizliklerin, rastlantısallıkların ve olayların; makro dünyaya bir etkisinin olup olmayacağını sorgulamaktadır. Müldür devamında, Fizikçi Heinz R. Pagels’ın bu soruya cevabının evet olduğunu söyler ve bunu örneklendirir. “bir çocuğun ana rahmine düşüşü anında/  DNA moleküllerinin rasgele birleşimidir,/ bu olayda kimyasal bağın kuantum özelliklerinin/  rolü vardır. Tamamen önceden kestirilemez olan/ atomik olaylar yaşamımızı etkiler.” Müldür bu örnekten sonra şiirin altına nesir şeklinde Pagels’in notlarını da ekleyip mektubu gönderir. Şiirin ilerleyen kısımlarında Pol’un cevabından sonra 7. Mektup’ta Virginie şu cümleleri kuracaktır: “Sevgili Pol/ Makroskopik tekinsizlikler senin kafanı karıştırmış olmalı./ Maraz! Hiç tatmin olmayacak mısın sen?

Müldür, başka başka şiirlerinde de bilimsel ve teknik terimleri (kutupsal eksenle 8’lik açı yapan bir doğru, işte açılıyor önünde kozmos, Doppler etkisi… vs) sıklıkla kullanır.

sen insan
müziği nükleer
bir bombaya çevirdin
50 megatonluk çar bombasından
daha etkilisine ve attın tüm müziği
toprağın üzerine (Rast, 2024, s. 22)

Türk şiirinde bilim denildiğinde es geçilemeyecek bir başka şair de Ertuğrul Rast’tır. Rast’ın 2024 yılında çıkardığı Nükleer Müzik kitabı daha ismindeki nükleer kelimesi ile dikkat çeker. Kitap “Füzyon ve Fisyon” adlandırmalarıyla iki kısma ayrılmış. Füzyon, hafif atom çekirdeklerinin birleşerek daha ağır bir çekirdek oluşturduğu ve bu süreçte büyük miktarda enerji açığa çıktığı nükleer bir tepkimedir. Fisyon ise ağır bir atom çekirdeğinin nötron bombardımanıyla parçalanarak daha hafif çekirdeklere bölünmesi ve büyük miktarda enerji açığa çıkarmasıdır. Yani birleşme ve ayrılma. Rast, bilimsel gelişmeleri yakından takip eden bir şair. Şiirlerinde de bunun izlerini görürüz. Dikkat çekmek istediğim şiiri de “Işığın ve Uykunun Durumu” (Rast, 2024, s. 60). Şiir, dizeli bölüm ve düzyazılı bölüm olarak iki kademeli şekilde ilerler. Dizeli bölümlerde imgelerle anlattığını, düzyazılı bölümlerde apaçık söyler. Rast bu şiirde, ışığın hem dalga hem parçacık özelliği göstermesinin tarihsel açılımını yapar. “suyu tekrarlayan toprağı açıklayan çocuk/ bana inanır uyku verir bana/ ikimize suyun bölünmesine/ ışığın parçacık ve dalga olması eklenir”. Düzyazılı bölümde Thomas Young’ın “çift yarık deneyi”nin bir kırılma noktası olduğundan bahseder. Bu deneye bir gözlemci eklendiğinde gözlemcinin varlığının, elektronların dalga gibi mi yoksa parçacık gibi mi davrandığını değiştirdiğini açıklar. Şiirde “gözlemci, dalgayla parçacık/ arasında kalan maddeye/ karar verir” dizesi doğrudan bu duruma gönderme yapar. Bütün bunlardan sonra şiirini “2022 yılında Ertuğrul Rast, ‘Işığın ve Uykunun Durumu’ başlıklı bir şiir yazdı.” açıklamasıyla bitirir. Başından beri bahsettiği buluşların bu şekilde noktalandırılmış olması da benim için şiirde bir “buluş”tur.

bugün de makineler insan olmayı öğrenmedi, bu iyi (Bozdaş, 2023, s. 40)

Şu ana kadar incelediğim şiir örnekleri, Türk şiirinde fen ve teknik bilimlerin yansımalarını ele alan eserlerdir; bu tercihi bilinçli olarak yaptım. Elbette sosyal bilimlerle ilgili terminoloji veya temaları şiirlerinde kullanan şairler de mevcuttur. Örneğin, hukuki terimlerini eserlerinde görünür kılan Hasan Bozdaş. Ancak yazının içeriğine bağlı kalmak amacıyla, şairin sosyal bilimlere değinen şiirleri yerine, teknik bilimleri işleyen şiirlerini ele alacağım. Bu bağlamda ele alacağım şiiri “Pilotlar ve Filozoflar için Yakın Bakış Dersleri”dir.

matematik dönüşüyor, ahlâk dönüşüyor
bir parabol grönland’ın üzerinden geçiyor
iki milyon yıllık bir dna bulundu
içinde bana ait bir şey var mı?
bakıp kendisini görürse
ne düşünecek mikroskoptaki adam? (Bozdaş, 2023, s. 87)

Bozdaş, bu şiirinde başlıktan da anlaşılacağı üzere bir pilotun uçuş sırasında dünyaya ilişkin sorgulamalarını ortaya koyuyor. Uçak, modern dünyanın en önemli icatlarından biridir ve şiir, uçağın beraberinde getirdiği dönüşümleri, değişimleri ve bilinmeyenin içinde kaybolma hissini pilotun gözünden bize aktarır. Düzyazı şiir olan “uçmak gotik bir olay değildir, buradan gidemiyorsam Jüpiter bir gaz bulutu, gidilebiliyorsa değil, gidilebiliyorsa güneş de sıcak değil. CMF56 yağmurun içinden geçtiğinde sönebilir miydi” bölümünde sınırlarımızın ve imkanlarımızın hatta mutlak gerçekliğin bile değişken olabileceği ima edilir. Ayrıca şiirde yer alan “CMF56”, CFM International tarafından üretilen bir turbofan jet motoru serisine işaret ediyor. Bu, popüler ticari jet uçaklarında kullanılan dünyanın en çok satılan jet motorlarından biri. Şair, şiiri şu dizelerle sonlandırıyor: “hiç aklıma gelmedi bir fizik laboratuvarında uyutulduğum/ iyi geceler uçuş bilgisi/ iyi geceler ilahi simülatör.” Bu kapanış dizeleri, eserin genel atmosferine uygun olarak, modernitenin getirdiği belirsizlikleri sorguluyor ve bu sorgulamalar üzerine düşündürücü bir etki bırakıyor. Bu anlamda Bozdaş özellikle havacılık felsefesine ve terminolojisine ilişkin izleği ilk kitabındaki “Remove Before Flight” şiirinden sonra ikinci kitabında da sürdürüyor ve görsel manifesto niteliğindeki “Poetik Chart”la anlamlı bir sona kavuşturuyor.  

Bütün bunların haricinde Furkan Çalışkan’ın Kutsal Jeneratörler ve Muhammed Yusuf Aktekin’in Farelerin Bilime Katkısı kitapları da bilimsel ögeleri fazlaca bulunduran kitaplar. Çalışkan, “Büyülü Sapık Ham-Hum Şaralopçu Dünya” şiirindeki “Ben 1’in fonksiyonuyum./ B=B(1) / Bire kadar kırılmaktaki sayısal değer/ İşte o benim.” (Çalışkan, 2022, s. 10) dizeleri matematiğin şiirde işlenişinin bir örneğidir. Şair aynı zamanda “distorsiyon, angajman, tentürdiyot, voltaj, kozmos… vb.” terim ve kavramları şiirlerinde kullanmıştır.

Aktekin, önce kitabının başlığındaki bilim sözcüğüyle dikkat çekiyor. Kitabın bilimsel öge ve terimlerin (özellikle tıp terimleri) sıklıkla kullanıldığı şiirlerden oluştuğunu görüyoruz. Doktor olması da tıp terimlerinin şiirlerine girmesinde bir etmen sanıyorum ki. Şiir başlıklarında dahi bu durumu açıkça görüyoruz. Hastanın tıbbi geçmişi hakkında bilgi toplama süreci olan anamnezi, direkt “Anamnez” olarak; uzun süreli alkol bağımlılığına bağlı olarak gelişen nörolojik bir hastalık olan Korsakoff sendromunu da “Karsakoff Cinneti” şeklinde şiir başlığı olarak görüyoruz kitapta. Ayrıca “Truva Midilli” (Aktekin, 2023, s. 34-37) şiirinde, vajinal doğum sürecinin fizyolojik aşamalarını tanımlamak için kullanılan obstetrik terimlerle kısımlandırmalar yapmıştır. Bunlar sırasıyla şöyledir: “angajman, desensus, fleksiyon, internal rotasyon, ekstansiyon, eksternal rotasyon, ekspulsiyon”.

Şunu da eklemeliyim ki bu yazıda görsel şiir, video ve ses şiir gibi deneysel işlerden bilinçli olarak bahsetmedim. Öncelikli amacım dizeli modern Türk şiirindeki bilimsel ögeleri tespit etmekti. Şüphesiz ki Türk şiirinde görsel, video ve ses şiir alanlarında oldukça gerçekçi bir biçimde Buzdokuz dergisi gerçekleştirmiştir. Görsel şiir, video ve ses şiirde bilimsel ögeleri incelemek isteyenler Serkan Işın, Muhammed Yusuf Aktekin, Hakan Şarkdemir ve Mert Özden’in Buzdokuz’da yayımlanan işlerini inceleyebilir, yine Buzdokuz’un dosya konularına (Algoritmik Sanat, Gliç, Asemik Yazı, Bilişsel Poetika, Yazıdan Yazılıma, Harita Şiir… gibi) da bakabilir.

Sonuç olarak bu yazıyla bilimin, bilimsel terim ve olguların dizeli modern Türk şiirindeki yansımalarını ele aldım ancak gözden kaçırdığım pek çok örnek olması da muhtemeldir. Yazının sınırları doğrultusunda en belirgin olanları ve tespit edebildiklerimi aktardım.

Buzdokuz, Sayı 26, Nisan-Mayıs-Haziran 2025.

Dipnotlar:

1: Metnin orijinali 1909 yılında yayımlanmıştır.

2: Şiir İzzet Yasar’ın belirtilen kaynaktaki Kuş Bakışı adlı kitabından aynen alınmıştır. Derece işaretinin sağ tarafta olmasının nedeni budur.

Kaynakça:

Agnew, M. Harold, (1977). A Primer on Enhanced Radiation Weapons. The Bulletin of the Atomic Scientists, s. 8.

Aktekin, M. Y. (2023). Farelerin Bilime Katkısı. İstanbul: Ketebe Yayınları

Bozdaş, H. (2023). İnsanın Madde Olmayan Kısmı. İstanbul: Dergâh Yayınları.

Çalışkan, F. (2022). Kutsal Jeneratörler. İstanbul: Ketebe Yayınları.

Dağlarca, F.H. (2010). Bütün Şiirleri 2. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.

Karakoç, S. (2004). Gün Doğmadan. İstanbul: Diriliş Yayınları.

Kaplan, M. Fred, (1978). Enhanced Radiation Weapons. Scientific American. C. 238, No. 5, s.48.

Marinetti, (2015). Fütüristik Manifesto (Çev. Ertuğrul Rast), Mahalle Mektebi Dergisi, (Sayı, 22.)

Müldür, L. (2020). Anemon/ Toplu Şiirler I. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.

Nâzım Hikmet. (2008). Bütün Şiirleri. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.

Necatigil, B. (2009). Şiirler: Bütün Yapıtları. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.

Özel, İ. (2021). Erbain Kırk Yılın Şiirleri. İstanbul: Tiyo Yayınları.

Paz, O. (2024). Yay ve Lir. İstanbul: Ketebe Yayınları.

Rast, E. (2024). Nükleer Müzik. Ankara: Ebabil Yayınları.

Süreya, C. (2013). Sevda Sözleri. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.

Tunç, G. (2021). “Mutlak Buna Bir Çare Bulacağım”: Transhümanizm Kavramı ve Nâzım Hikmet’te Makineleşme Arzusu. Akademik Dil ve Edebiyat Dergisi, 5(4), 2704-2719. https://doi.org/10.34083/akaded.1023027

Ünal, H. (2018). Şimdi Aşk Ebediyyen Değişir. Ankara: Hece Yayınları.

Ünal, H. (2022). Checklist 2022. Cin Ayşe Fanzin, (18.) s. 46

Yasar, İ. (2021). Kuş Bakışı- Bütün Şiirleri 1969-2018. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.