Iska Şansı İçin Verilen Tavizler Hakkında

Cengizhan Genç

Taviz kelimesini Türkçe Sözlük’te arattığımızda TDK bizi ödün kelimesine yönlendiriyor ve bu kelimeyi şöyle açıklıyor: “Uzlaşmaya varabilmek için hak, istek veya savlarının bir bölümünden, karşı taraf yararına vazgeçme; ödünleme, ivaz, taviz.”

Sanat söz konusu olunca sanatçının tavizlerde bulunmasından bahsedebilir miyiz? Hangi noktaya kadar sanatçı kendinden ve sanatından taviz verebilir? Görsel sanatlarda insanın objeleştirilmesinden ve kişilik üzerinden verilen tavizlerden bahsedilebilse bile edebiyatta işler değişir. Tavizde bulunacak edebiyatçının ortaya koyacağı üründe yetkin olmak zorunluluğu vardır. Perec’in “Kayboluş” adlı romanı düşünüldüğünde yazarın “e” harfini kullanmamış olması bir ödünden mi kaynaklanır yoksa yetkinlikten mi? Peki çevirmenin romanı Türkçeye “e”  harfi olmadan çevirmesine ne demeliyiz?

Edebiyat mevzu bahis olduğunda sanatçının eserine yönelik tavizlerde bulunması gerçekten mümkün müdür? Sanatçının eseri için verebileceği tavizler ancak dil üzerinden verilebilir ve sanatçı bu tavizleri verirken dikkatli olmak zorundadır. Fazlaca verilen tavizler beraberinde tutarsızlık getirebilir. Sağaltılmamış şiir, üzerine düşünülmemiş öykü, kurgusu sağlam olmayan roman bir köşede unutulmaya mahkûmdur. Edebi eser ölü gibi görünür oysaki edebi eseri meydana getiren dil kanlı canlıdır. Okuru olduğu sürece de canlılığını korur. Yazar/şair dilden taviz veremez. Dilden taviz başladığında sanatçı ortaya koyduğu eseri/eserleri öldürmeye başlar. Valéry “Şairin Dil Üzerindeki Hakları” başlıklı yazısında sıradan konuşulan dilin pratik bir alet olduğuna ve aniden beliren sorunları sürekli çözümlediğine değinir. Şiir dili ise üst üste bindirilmiş anlam katmanlarından oluşmaktadır. Şiirde kullanılan dil de şairin söyleyiş yetkinliğiyle doğru orantılı olarak ivmesini kazanır veyahut kaybeder.

Genç şair için tavizlerde bulunmak yük eşyaları taşıyan ve çatlakları çeşitli tıkaçlarla kapatılmış bir sandalda yolculuk etmek gibidir. Şiiri için tavizlerde bulunurken yükte hafif ama pahada ağır şeyleri saklamayı hedeflemiştir. Şiirde yenilik uğruna verilecek tavizler sandalı batırabilecekken doğru ağırlıkların atılması, çerçöpten kurtulunması gidilecek yolun daha kısa bir sürede kat edilmesi anlamına gelebilmektedir. Özden ilk kitabında vermiş olduğu tavizlerle birkaç çatlağın açılmasını göze alarak çoğu ağırlıktan kurtulmayı amaçlamıştır. Şairin “ıska” ve “taviz”lerle kurmuş olduğu bu bağ ve iletişim kitabı özelinde cesurca bir hamle olarak okurun karşısına çıkmaktadır. Genç şaire işaret eden önemli göstergelerden biri şairin ben buradayım diyebilmesidir. Şairin ben buradayım demek şekli olarak çeşitli tavizlerde bulunuyor ve bunu yaparken de gizlemeden hareket ediyor olması dikkate değer bir tutumdur.

Özden’in “Iska Şansı İçin Taviz” adlı kitabında ilk kitapların sahip olduğu tozlu yollara sapmadan kendine bulduğu kestirmelerle hem şiir dilini hem de rotasını belirlediğini görürüz. Bu kestirmeler şiire ivme kazandırırken zaman zaman uzun duraklarla okuru selamlar. “verildi emir, katlandı koli, dişlendi bant/ senfoniye katıldı bandocu subaylar/ kolektif bilinç, poşu, ferhadın kirkor dağına tükürdüğü koyunlar” (7) mısraları okuru durup düşünmeye zorlar daha ilk şiirden. Kendisine sunulmayan hata yapma payını, ıska şansını dile getirmekten de çekinmez. Bu tutum aynı zamanda okur için bir çeşit uyarı levhası niteliğindedir.

“aradım ıska şansımı memleket, baba ve devlet arasında” (9)

Iska şansını ararken şiiri ıskalamayan şair hayatı da ıskalamıyor. Kişisel tarihinin detaylarını okurla paylaşıyor şiirlerinde. İkili ilişkiler, aile içi yapı, hayatın olağan akışı onun şiirlerinde devam ediyor kitap boyunca. Bu devamlılık sürerken de dili, içeriği ve biçimi ötelemiyor. Çünkü “bir yazınsal yapıt ne yalnızca dildir, ne yalnızca içeriktir, ne yalnızca biçimdir (…) Yazınsal yapıt bu özelliklerin (…) tümünü kendinde barındıran bir dilsel yapıdır.” (İnce, 112). Bu dilsel yapının özellikle korunduğunu onun şiirlerine baktığımızda görürüz. “sen ışınlarla korneamı çizdirmemin bile yanında durmuşken/ yanımda oluş halindi en güzel huyun, bunu bildim ve duydum/ turnayı ve şairi gözünden vurdun” (31)

Pierre Bourdieu “Geleceği fethetmek için önce şimdiyi yakalamak gerekir.” der. Özden’in şiirlerine baktığımızda anlatılmakta olanın geçmiş ya da gelecek değil şairin şimdisi olduğunu görürüz. “Elsalı Çanta”, “Avcının Günlüğünde Dört Dakika”, “Meslek Edindirme Kursu” şiirleri şairin şimdisini gözler önüne seren güzel örnekler olarak karşımıza çıkar. Üstelik bu gözler önüne sermeyi lirik ve ironik olanı bir potada eriterek başarır. Şiirdeki gerilim ve ironiyi okura uygun dozlarda sunar. “Şiir, doğası gereği yaratıcı ve devingendir. Şiir geleneği de hep bir yıkımlar geleneği gibi çalışıyor. Her zaman yıkımlar ve dönüştürücü devrimler olmasa bile, şiir geleneği bir ucundan sürekli kemirilip yıpratılıyor, oradaki doku değişiyor.” (Ünal, 202) Özden şiirinde bu dokuyu değiştiriyor ancak yıpratılmasına izin vermiyor. Şiirinin dokusunu güncel olanla işlerken ironik olanı da ıskalamıyor. “Sus Payı” şiiri güncel olana ve güncel olanın ironik bir dille anlatılmasına güzel bir örnek olarak karşımıza çıkıyor kitapta: “hu! her doğum yeni bir startup/ televizyon reklamlarının karşısında/ uyuklarken anımsanan./ kimdi heykelcik soruyu ilk soran/ ne vardı yaktığı ateşin içinde/ baktığı gökyüzü bizimki miydi/ ve görmüş müydü kurdelesizliğimi/ ben cevaplanmak istiyorum, hu!/ alfabeleri konuşamıyorum/ qr kodumu alınyazımda saklıyorum” (44)

            Özden, “Dilin ötesine geçmek için dil üzerinde çalışır. Malzemesi üzerinde yapay –bu kasten, fark edilebilir bir şekilde yapılır- bir etki oluşturmaya çalışır ve bunu da kendini riske atarak yapar.” (Valéry, 177) Ancak dili riske atarken, okura ıska şansları sunarken şiirini riske atmaz. Anlamın koruyuculuğu kurmuş olduğu dile ve şiir öznesine siperler örer. Dilin ötesine geçerken yine dilin imkânlarından faydalanır. “Kaçış Rampası. Kaplumbağa.” ve “Avcının Günlüğünde Dört Dakika” şiirlerinde faydalandığı imkânları okura doğrudan sunar. Şiirini kısmen görseller ve zihinsel işaretlerle besler. Özellikle “Kaçış Rampası. Kaplumbağa.” şiirinde kullanmış olduğu görseller şiirinde yeni olanaklara göz kırparken “dilin oyunları resimsel unsurların statüsünü değiştirir.” (Rancière, 91) Özden’in şiiri tüm bunları yaparken “kendi dünyasını kurar, hakikat iddiasında olan kurgular yaratır.” (Jusdanis,  40) Onun şiirini canlı kılan da tam olarak budur.

            Menke’ye göre “kim bir kültürün doğal mizacı tarafından, o kültürün ehil katılımcısı olarak eğitilmişse, tarafsızlığa yatkın öznellik formunu kazanmış demektir.” Özden’in şiirinde de kişisel tarihinin izlerini sürerken aynı zamanda tarafsız bir tavırla ortaya koyulan mısraları görürüz. Kişisel tarihinin izleklerini okura sunarken çeşitli perdelerin arkasına saklanmayı seçmeyen şair zaman zaman doğrudan zaman zaman da çeşitli göndermelerle okuru geçmişten bugüne getiren bir yolculuğa çıkarır. Bu yolculuk sırasında okur daha önce de değindiğim gibi bugünle olan bağını bir an bile olsun koparmaz. Mevcudiyetini dilinin gücünden alır. Zaten “Hiçbir sanat heterojen unsurların kombinezonunun bir ya da bir başka biçimine kendiliğinden ait değildir.” (Rancière, 69) Özden’in şiirine baktığımızda da homojen bir yapıyla karşılaşırız. Şairin benliğiyle kurmuş olduğu dil iç içe geçmiş, bir bütün olarak bizi karşılamaktadır. Özden’in şiiri gücünü gösterişten uzak ama kendi içinde tutarlı, sosyal kültürden beslenen, yer yer cıvıltılı çoğu zamansa karamsar bir havada ilerleyen tonundan alır. Çocuklukta yaşanılan kırgınlıkların toplumun kültürel yapısıyla birleşerek günümüze nasıl aksettirdiğini görürüz onun şiirlerine baktığımızda. Bu samimi tutum ne yazık ki güncel şiirde aradığımız fakat bulamadığımız bir özellik olarak karşımıza çıkmaktadır. Şairin şiirlerinde kurmuş olduğu kapanlara yakalanan okur denilmek istenilenin özünü kavrayana kadar mısrayla zihninde mücadele eder. Daha önce bahsetmiş olduğum ironik dil bir çeşit anons gibi okurun zihninde yankılanıp durur. Şiir dilinin samimiyeti sayesinde şairin şiirlerinde hayat ile kurmuş olduğu bağ güncelliğini yitirmez. “bir var olanı tutmak isterim bugün/ puffff olmuuş uçmuş gitmiiişşlerden hariç/ bir yola katılmak isterim/ yol anlatsın nedir boş eve kira ödemek/ nedir şaşırdıkça güliver’e gelen gına/ çünkü öğrenebilirmişim ben/ kanım kaynarmış değişebilecek kadar/ bu benim cıvılım sayılır” (11)

Özden’in şiirde oluşturduğu rahat söyleyiş şiirine ivme kazandırırken kendini tekrar etme tehlikesini de içinde barındırıyor; yine de bir çeşit özgünlük yakalamasını sağlıyor kitaptaki şiirler boyunca. Bu özgünlüğün oluşturulduktan sonra korunması ve devam ettirilebilmesi çok önemli. Ne var ki şairin şiirdeki bu tutumunun devam edip etmeyeceğini tam olarak kavrayabilmek için Özden’in ikinci ve üçüncü şiir kitaplarını görmek gerektiği kanaatindeyim.

“adın kamyonumun patlayan freni
babamın odama kovuşu / kirâmen kâtibîn
adın salak yunus / şiddetin asil buğusu
içimin geçmesi içinde talihin.
senin adını çözdüğümde
gediğe de adına da tüküreceğim
işte yemin” (51)

Buzdokuz, Sayı 24, Ekim-Kasım-Aralık 2024.

KAYNAKÇA

İnce, Ö. (2013). Yazınsal Söylem Üzerine. Ankara: İmge.

Jusdanis, G. (2012). Kurgu Hedef Tahtasında. Çev. Çiçek Öztek. İstanbul: Koç Üniversitesi Yayınları

Menke, C. (2015). Sanatın Gücü. Çev. Nesibe Zeynep Koç. Ankara: Hece.

Özden, M. (2024). Iska Şansı İçin Taviz. İstanbul: Varlık.

Rancière, J. (2023). İmajların Yazgısı. Çev. Aziz Ufuk Kılıç. İstanbul: Ketebe.

Ünal, H. (2011). Eşikteki Özgürlük. Ankara: Hece.

Valéry, P. (2018). Şiir Sanatı. Çev. Ahmet Ölmez. İstanbul: Ketebe.