Ömer Faruk Karaşahan
Sanatsal kontrolün, tamamen veya kısmen, bir algoritmaya bırakıldığı her türlü yaratıcı süreç; “generative art” (algoritmik sanat) çatısı altında kendine yer bulur.
Her generative algoritma, soyut ve yapay bir dil oluşturur. Sonuçların kendi içinde kıyaslanmasından doğan örüntüler ve varyasyonlar, o dilin kurallarını ve imkânlarını meydana getirecektir. Süreci önceleyen algoritmik sanatın konusu, ancak ve ancak yine kendisi olabilir.
Dadaist şairlerin gazeteden rastgele kesilen kelimelerle yaptıkları şiir deneyi, bugün bir bilgisayar aracılığıyla tekrarlanabilir. Bu deney, aslında bir dizi talimattan ibarettir ve bir uygulayıcıya ihtiyaç duyar. Dolayısıyla; her bir sonuç, aynı zamanda bir performanstır. Algoritma her çalıştırıldığında, çıktının kaderini tayin edecek bir veya birden fazla zar atımı gerçekleşir.
Algoritmik eserlerde; sanatçının iradesi otomatik bir süreçle paylaşıldığı için, öngörülemezlik her zaman var kabul edilir. Bu yüzden de, generative sistemler kurgulayan bir sanatçının önemli ödevlerinden biri; algoritmasının ürettiği sonuçları, kontrollü bir rastgeleliğin sınırları içinde tutmaktır.
I. Dilin Kendine Hayreti
Roman Jakobson, kurduğu iletişim modeli kapsamında, dilin altı işlevinden birini şiirsel işlev (poetic function) olarak tanımlar. Aslında; herhangi bir iletinin işlevi, iletişim şemasındaki toplam altı ögeden1 hangisine odaklandığına bağlıdır. Örneğin; alıcı üzerine odaklanan “Buraya gel.” mesajı, karşı tarafı harekete geçirmeyi amaç edindiği için yönlendirme/çağrı (persuasive/conative) işlevini kullanır. İletişim kanalını konu hâline getiren “Alo?”, kanalı kontrol (phatic) işlevine denk düşer. Şiirsellik ise, bu teorik çerçeveye göre, kendine referanslıdır. Eğer bir mesajın konusu, yine mesajın kendisiyse; şiirsel işlev aktive olur. Hatta Jakobson, dilin şiirsel işlevini şöyle tarif etmiştir: “Vurguyu, başka bir amaç gütmeden, mesajın üstüne yerleştirmek.”2
Generative yapıda olan her algoritma, kapalı bir göstergeler sistemidir ve dışarıya referans vermez. Önemli olan, üretilebilecek tüm sonuçların kendi arasında yapılan karşılaştırmadır. Böyle bir muhasebenin ardından, anlaşılabilir ve önceden kestirilebilir bir düzen ortaya çıkar. Bu “dil”bir kez oturduktan sonra; her bir çıktıdaki bağımsız varyasyon, anlamlı hâle gelir. Algoritmanın bütün çıktıları hep birlikte ele alındığında ise, muhtemel senaryoları kapsayan ve sınırları gösteren bir spektrum elde edilir. Dolayısıyla; algoritmik bir eserin konusu, kendi imkânlar yelpazesidir.

Görsel: Commodore 64 ekranında 10PRINT.
1982’de ilk kez piyasaya sürülen kişisel bilgisayar Commodore 64 ile popülerlik kazanmış ve bugün kısaca 10PRINT olarak bilinen anonim program, dijital algoritmik sanatın önemli sembollerinden biridir. Tek satıra sığan kaynak kodu, toplamda 38 karakterden ibarettir ve BASIC dilinde yazılmıştır:
10 PRINT CHR$(205.5+RND(1)); : GOTO 10
Bilgisayar, eğik çizgi (“/”) veya ters eğik çizgi (“\”) karakterlerinden birini rastgele seçer ve ekrana yazdırır. Ardından, başa döner ve bu işlemi durdurulana kadar tekrarlar. Her bir satırda ekrana yazdırılan rastgele karakterler, satırların alt alta eklenmesiyle labirent benzeri bir örüntüye sebep olur. Karakterlerin yatay ve dikey düzlemdeki kombinasyonları; yol ayrımları, çıkmazlar veya kapalı bölümler oluşturabilir. Aslında; bütün bu kurallar ve muhtemel dizilişlerin toplamı, bu algoritmanın dilini meydana getirir.
Algoritmik yolla üretilen şey; görüntü, ses veya metin formatında olabilir. Medyum fark etmeksizin; düzenli bir örüntüye enjekte edilen rastgelelik faktörü, söz konusu disipline dair temel bir çerçeve sunar. Bir algoritmik sanatçının; en az izleyici kadar merakla bekleyeceği şey, ortadaki yapay dilin imkânlarını keşfetmektir. Ancak, deneyin sonuçlarını görmek için, öncelikle kodun çalıştırılması gerekir.
II. Tembel Makine
Umberto Eco, Lector in fabula’da şöyle der: “Metin, tembel bir makinedir.”3Bu yaklaşıma göre; soğuk ve pasif durumda bekleyen metin, bir okuyucu tarafından etkinleştirilmeye ihtiyaç duyar ve her çalıştırıldığında farklı sonuç verir.
“To Make a Dadaist Poem” (Dadaist Bir Şiir Yazmak İçin) gibi algoritmik deneylerin tekrarlanabilmesinin temel sebebi, bir dizi talimattan oluşmalarıdır. Artık talimatları yerine getirme işi bilgisayarlara devredildiği için, algoritmik sanatçının başlıca medyumu kod hâline gelmiştir. Yazılan program, sanatçıdan bağımsız olarak farklı bilgisayarlarda çalıştırılabilir. Hatta, interaktif olarak tasarlanan algoritmik eserlerde; sanatçı, izleyicinin de yaratım sürecine katkıda bulunmasıyla, eser üzerindeki kontrolünün daha büyük bir kısmını paylaşmış olur. Bu bakış açısıyla bakıldığında; sanatın süreçte mi yoksa sonuçta mı olduğu, tıpkı asıl sanatçının kim olduğu gibi, tartışma konusudur. Kaynak kodunun da sanat eserinin bir parçası olduğu, hatta bizzat eserin kendisi olduğu bile savunulabilir.

Görsel: Toplam 5954 karakter barındıran, Blokkendoos projesinin kaynak kodu. Algoritmik sanatı, mümkün olan en az karakter sayısıyla ve dışarıya referans vermeden icra etme amacı güdülmüştür. Sanatçı Piter Pasma’nın izniyle.
Saussure, dil (langue) ve söz (parole) arasında temel bir ayrım yapar. Dil; soyut, mutlak ve idealdir. Söz ise; somut, bireysel ve kusurludur. Zihinsel düzlemde var olan dil, sistematik bir kurallar bütünüdür. Söz; bu mekanizmanın çalıştırıldığı bağımsız tecrübelerden her biridir ve dolayısıyla, dilin gerçekleşmiş hâlidir. Aslında, benzer bir ayrımı Chomsky de yapmıştır. Onun dilbiliminde; bir dili edinmiş her bireyin sahip olduğu özelliğe yeti (competence), bu özelliğin bireysel tezahürlerine ise edim (performance) denir. Dil, sayısı belli olan kâğıt üzerindeki kurallardan oluşsa da; bu kuralları bir kez içselleştiren bir birey, daha önce hiç kurulmamış kombinasyonlarla konuşabilir. Bu, algoritmik sanatı da tarif etmenin iyi bir yoludur: Sınırlı sayıda kuraldan çıkan sınırsız potansiyel.

Görseller: Blokkendoos #64, #4 ve #124. Şekil, boyut ve derinlik varyasyonları. Sanatçı Piter Pasma’nın izniyle.
Tembel makine çalıştırılmadan önce, ortada bir ihtimaller havuzu vardır. Çalıştırıldığında, çıktının kaderi belli olur ve senaryolardan biri gerçekleşir. Her bir performans, zar atımları içerir. Yine de; hiçbir dijital zar atımı, aslında öngörülemez veya tek seferlik değildir.
III. Entropi = Bilgi
Deterministik süreçlerden rastgelelik çıkabilir mi? Gerçek rastgelelik (true randomness) tartışması, henüz çözüme ulaşmış bir mesele değildir. Rastgele olduğu düşünülen sayılar üretmek için PRNG (Pseudorandom Number Generator/Sözde Rastgele Sayı Üreteci) adı verilen algoritmalar kullanılır. Bu tür algoritmalar; karmaşık matematiksel süreçler kullanarak veya atmosferdeki radyo paraziti gibi kaotik çevresel girdileri baz alarak, önceden kestirilemezmiş gibi görünen sayılar üretir. Ne var ki; bu karmaşıklık, rastgeleliğe ulaşmak için yetmez. Desteyi karıştırma yöntemi ne kadar kompleks olursa olsun; işlem takip edilebilir adımlara dayandığı sürece, çıktı deterministik olacaktır. Söz konusu algoritmayı tekrarlayan herkes, aynı “rastgele” değerlere ulaşabilir.
PRNG algoritmasını istenilen doğrultuda yönlendirmek amacıyla girdi olarak alınan değere ise “seed”4 denir. “Seed” değeri, rastgeleliği kalibre etmek için kullanılabilir. Bu, hileli bir zarın bazı sayıları diğerlerinden daha fazla döndürmesine benzer. Bir generative algoritma ve ilintili şans mekanizmasının toplamı; o algoritmanın her bir sonucunu (performansını) tekrar üretmek için gerekli olan matematiksel talimatların tümünü içerir.

Görseller: Paradigm #51 ve #116. Çizgilerin düz mü yoksa örgü şeklinde mi çizileceği konusunda, “seed” değeri belirleyici olmuştur. Sanatçı ippsketch’in izniyle.
Algoritmik sanat odaklı NFT platformlarının izlediği yaygın bir yöntem sayesinde, her bir bağımsız performans muhafaza edilebilir. Sanatçı; NFT platformuna yüklediği kaynak kodunu, projenin ana kopyası hâline getirir. Tembel makine, tümüyle deterministik süreçler izleyerek, her çalıştırıldığında farklı sonuç verir. NFT olarak saklanan ve tescillenen şey; “sonuç” olduğu düşünülen görsel çıktılar değil, o sonuçları tekrar oluşturmak için gerekli olan talimatlardır. Aynı kaynak kodu ve aynı “seed”, her zaman ama her zaman aynı çıktıyı verecektir. Yani, hiçbir algoritmik sonuç gerçekten rastgele olamaz. Tam tersine, özellikle de “seed” değeri kontrol altındaysa, çıktılar tümüyle tahmin edilebilir ve tekrarlanabilir.
Dizilim 1: “00000000”
Dizilim 2: “01010101”
Dizilim 3: “10110001”
İlk dizilim, mükemmel bir denge durumundadır ve kayıpsız biçimde sıkıştırılabilir. Eğer bu mesajı bir alıcıya aktarmak isteseydik, [“0” * 8] gibi bir formüle dönüştürebilirdik. Formülü uygulayan herkes, orijinal dizilimi elde ederdi. Düzende hiçbir dalgalanma yaşanmadığı için, ortaya çıkan sonuç tekdüzedir. Hiç bilgi taşımayan bu dizilimde entropi, mümkün olan en düşük düzeydedir.
İkinci dizilim, ilkine göre daha çok bilgi taşır. Bu formasyon da yine aynı yöntemle, bu kez iki karakterden oluşan bir birimle, [“01” * 4] formülüyle sıkıştırılabilir ve herhangi bir kayıp olmadan tekrar oluşturulabilir. Entropi seviyesi ilk dizilime göre daha yüksek olsa da, hâlâ düzenli bir örüntü söz konusudur.
Üçüncü dizilim ise, maksimum entropiye sahiptir ve sıkıştırılamaz. Bu nedenle; bu dizilimi bir alıcıya aktarmak için, tamamını iletmekten başka çare yoktur. İçerdiği sekiz değerin sekizi de kritik önem taşıdığı için, kısaltılması mümkün değildir. Bu dizilim; tamamen rastgelelikten, başka bir ifadeyle tamamen bilgiden ibarettir.
Düzenli örüntüler haber değeri taşımaz ve özetlenebilirler. Bir dizilimi tanımlayan ve tekrarlanabilir hâle getiren şey; aynılıklar değil, farklardır. Herhangi bir mesajın “rastgelelik” düzeyi, o mesajın gerçekte ne kadar bilgi taşıdığını ve hangi ölçüde sıkıştırılabileceğini gösterir. Entropi, bilginin ta kendisidir.

Görseller: Asemica #420 ve #65. Bir asemik yazı üretme algoritmasından, farklı entropi seviyelerine sahip iki varyasyon. Sanatçılar Emily Edelman, Andrew Badr ve Dima Ofman’ın izniyle.
Algoritmik bir eserin çıktıları; aynı bütüne hizmet eden parçalar olarak ele alınırsa, ortaya örüntüler ve kurallar çıkar. Bu şekilde, o algoritmanın meydana getirdiği dilin gramerini gözlemleyebiliriz. Bu “dil” bir kez oturduktan sonra; düzenden sapma olarak algılanabilecek her türlü farklılık (rastgelelik) unsuru, çıktıların çeşitlenmesini sağlayan dalgalanmalar meydana getirir. Algoritma; dalgalanmaların varlığına rağmen yine de ortak dilden kopmayacak kadar düzenliyse, kontrollü bir rastgeleliğe ulaşılmış demektir. Varyasyon elde etmek için sözde rastgele sayılar kullanılan bir algoritmik eserde; bütün sonuçlar, belli parametreler bakımından, birbirinden farklı olacaktır. Çıktıları anlamlı kılan şey; her bir çıktının, referans kabul edilen müesses düzene oranıdır. Kısacası; değerli bilgi, varyasyondur.
İşte tam olarak bu bağlamda; algoritmik sanat, kendine referanslı tembel makineler yaratmak için entropiyi kullanır.
- Bağlam, verici, alıcı, kanal, ortak kod ve mesaj.
- JAKOBSON, R. (1963), « Linguistique et poétique », Essais de linguistique générale, Paris, Minuit, p. 209-248.
- ECO, U. (1985), Lector in fabula, Paris, Grasset, p. 29.
- Türkçede doğrudan karşılığı olmayan bu kelime, kuraya avantajlı olarak dahil edilen eleman anlamına gelir. Bkz. “top seed” (seri başı)