Çağatay Koparal ile Söyleşi

Read in English: https://www.buzdokuz.com/2025/08/interview-with-cagatay-koparal/

Konuşan: Berat Korkmaz

Bu söyleşi ilk kez bu internet sitesinde (buzdokuz.com) yayımlanmaktadır. Alıntılarda kaynak göstermek için bu sayfanın bağlantısı kullanılmalıdır.

Buzdokuz’un çeviri ekibinden ve şiirleri de olan Çağatay Koparal 1994’te Marmaris’te doğdu. Hacettepe Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümünü bitirdi. 5 yıldır Independent Türkçe‘de çeviri editörü. Waves of K adıyla prodüktörlük ve DJ’lik yapıyor.

Waves of K mahlasıyla üretim yapan Çağatay Koparal’ın ilk resmi çalışması olan “Born Again”, geçtiğimiz haziran ayında dinleyiciyle buluştu. Dört parçadan oluşan bu ilk EP, aynı zamanda sanatçının elektronik müzik sahnesine güçlü ve karakteristik girişini temsil ediyor. EP’nin adı ve parça isimleri, çalışmanın bir “konsept albüm” olduğu izlenimini daha ilk anda uyandırıyor. Dinlerken parçaların bir hikâyenin giriş, gelişme ve sonuç aşamalarını taşıdığı hissine kapılıyorsunuz.

Ancak Born Again, klasik bir ambient ya da downtempo çizgisinde değil. Aksine, yüksek enerjili, yer yer patlayıcı yapısıyla dinleyiciyi ayağa kaldıran bir yönü var. Parçalar, duyguları sözle değil frekansla, dinamik yapılarla ve bedenle iletişime geçen ses dokularıyla taşıyor. Her biri adeta bir sahne ışığını açıyor; bir dans pistinin ortasında değil de zihinsel bir eşikte, içsel bir geçişteymişsiniz gibi.

Çağatay Koparal’ın elektronik müzik üretimindeki bu ilk adımı, hem estetik hem de teknik olarak dikkat çekici. Born Again, sadece bir dinleme deneyimi değil; ritmin içinden geçen ve hareketin dilini konuşan bir yeniden doğuş anlatısı.

Bu ilk çalışmasına dair buzdokuz.com’da yayımlanmak üzere Koparal’a sorular yönelttim.

EP’deki bu bütünlük hissi özellikle dikkat çekiyor. Sen de üretim sürecinde gerçekten bir “konsept” titizliğiyle mi ilerledin, yoksa bu yapı kendiliğinden mi ortaya çıktı? Ritim ve katmanlı ses dokularının anlatım yükünü taşıdığı bir müzikte, hikâyeyi nasıl kuruyorsun? Dramaturjiyi ses üzerinden nasıl inşa ediyorsun?

Aslında hem evet hem hayır. Bir süredir üzerinde çalıştığım şarkılar, hayatımdaki bir kırılma noktasında son halini almayı bekliyormuş meğer. Bundan benim de haberim yoktu. O dönemdeki baskın duygularım dahil olmak istediğim tarzla birleşince ortaya ister istemez bir konsept çıktı.

En sevdiğim işlerin çok katmanlı olduğunu fark ettiğimden beri yazdığım şarkılarda kirli ve duru seslerin birleşiminden ortaya çıkan katmanlar yaratmaya çalışıyorum. Hedefe ulaşmak için seçtiğim enstrümansa synthesizer. Elbette her şarkı başı-sonu olan bir hikâye anlatmıyor, hatta çoğunlukla farklı anların hislerini aktarıyor. Benim şarkılarımda özellikle aktarmak istediğim bir hikâye, uyandırmak istediğim bir duygu var diyemem. “Neyi dinlemek isterdim?” sorusuna göre hareket ediyorum. Tabii bu şimdilik böyle. İleride baştan sona bir hikâye anlatan bir konsept albüm yapmak da istiyorum.

Start of Something Beautiful’da ana melodik hattın neredeyse hiç değişmeden sürdüğünü duyuyoruz. Bu bana günümüz şiirini hatırlattı. Bazen şair bir ses bulur ve onun dışına çıkmak istemez; başka bir ses şiirin yapısını bozacakmış gibi gelir. Bu parçaya böyle bir yerden yaklaşabilir miyiz? Bilinçli bir tercih miydi bu “sesin ısrarı”?

Start of Something Beautiful, aslında Prodigy’ye saygı gösterisi. Seste ısrar etmemin sebebi, şarkının kısa, sert ve hızlı, tıpkı Prodigy gibi vurucu olmasını istemem.

Tekrar eden sesleri özellikle seviyorum. Dinleyeni bir yere götürüp orada tutuyorlar. Üretirken beklentileri karşılamak zorunda değiliz. Dinlenen müziklerin ezici çoğunluğu belirli formüllerle kurulmuş yapılara sahip. Bu albümde bu örüntüleri kullanmadım. Bu da dinlemeyi zorlaştırıyor olabilir fakat hoşuma giden de böylesiydi.

EP’de en çok dikkatimi çeken parça Rising oldu. Diğerlerinden ayrışan, daha yumuşak, daha rahatlatıcı bir tınısı var. Ama sonlara doğru pad seslerinin volümü oldukça yükseliyor. Belki snare’lerin sesi 1–4 dB arası artırılsa denge kurulabilir gibi hissettirdi bana. Teknik olarak bu parçada neyi amaçladın? Farklı bir anlatım dili mi denemek istedin?

Ani değişiklikler de müziğimin bir parçası. Synthesizer başlı başına bir evren ve başına oturduğunuzda sonsuz seçeneğiniz var. Ben seslerle oyun oynamayı tercih ediyorum.

Elektronik müzikte yapaylık ile duygusallık arasındaki sınır gittikçe silikleşiyor. Senin müziğinde bu iki uç nasıl bir araya geliyor? ‘İnsan’ ile ‘makine’ arasındaki dengeyi üretim sürecinde nasıl kuruyorsun?

Yapaylıkla gerçeklik arasındaki sınır tüketime sunulan her şeyde silikleşiyor. Elektronik müzik yaptığımdan ben de gerekli yazılımları öğrenmek zorundayım, bunları severek de kullanıyorum.

Ses dalgalarıyla kendini ifade edebilmek, herhangi bir hissi karşı tarafa aktarabilmek başlı başına muazzam bir şey. Bunu yalnızca yazılımdan ibaret sanal enstrümanlarla yapabilmekse daha da büyüleyici. Teknoloji müziği hep değiştirdi ve değiştirmeyi sürdürecek. Herhangi bir denge yakalamaya çalışmıyorum. Melodilerimi kendim yazıyorum.

Öte yandan ekonomik şartlardan dolayı bir analog synthesizer alamasam da ileride alabilmeyi umuyorum. Üretim sürecinde donanımlardan yararlanmayı ben de istiyorum fakat imkânım olmadığı için şimdilik bu süreci elimdeki yazılımlarla ilerletiyorum.